Arşiv : Ağustos, 2009
Bir sürü diyet programlarında verilmeyen listeyi biz sizler için veriyoruz.Hiç merak ettinizmi hangi besin kaç kalori içeriyor. Cevabınız evet ise aşağıdaki listeye göz atmanızı tavsiye ediyoruz.
BAHARATLAR
ÜRÜN GR/BİRİM KALORİ
Defne Yaprağı 100 gr 313
Dereotu 100 gr 253
Hardal Tozu 1 Adet 470
Hindistan Cevizi 100 gr 525
Karabiber 100 gr 255
Kırmızı biber 100 gr 318
Kekik 100 gr 275
Kimyon 100 gr 375
Tarçın 100 gr 260
Zencefil 100 gr 350
DENİZ ÜRÜNLERİ
ÜRÜN GR/BİRİM KALORİ
Midye 1 Adet 9
İstridye 1 Adet 6
Karides 1 Adet 144
Somon Füme 100 gr 171
Ton Balığı 100 gr 121
Alabalık 100 gr 168
Kalkan 100 gr 193
Levrek 100 gr 93
Palamut 100 gr 168
Uskumru 100 gr 159
Tuzlanmış Balık 100 gr 305
ET ÜRÜNLERİ
ÜRÜN GR/BİRİM KALORİ
Izgara Biftek 100 gr 278
Izgara Tavuk 100 gr 132
Haşlanmış Tavuk Göğsü 100 gr 150
Izgara Kuzu (Yağlı) 100 gr 282
Kuzu Ciğeri (Yağlı) 100 gr 232
Salam 100 gr 446
Sosis 100 gr 295
Jambon 100 gr 182
Sucuk 100 gr 452
Pastırma 100 gr 250
Ördek 100 gr 404
Hindi 100 gr 160
KURUYEMİŞ
ÜRÜN GR/BİRİM KALORİ
Ayçiçeği Çekirdeği 100 gr 560
Badem 100 gr 600
Ceviz 100 gr 650
Fındık 100 gr 634
Kabak Çekirdeği 100 gr 610
Kestane 100 gr 194
Kuru İncir 100 gr 274
Kuru Kayısı 100 gr 260
Kuru Üzüm 100 gr 290
Şam Fıstığı 100 gr 600
Ördek 100 gr 404
Patlamış Mısır 100 gr 478
MEYVELER
ÜRÜN GR/BİRİM KALORİ
Elma 1 Adet 80 gram 60
Kayısı 1 Adet 10 gram 8
Muz 1 Adet 40 gram 100
Kiraz 100 gr 40
Hurma 1 Adet 15
İncir 100 gr 41
Greyfurt 1 Adet 80 gram 60
Portakal 1 Adet 80 gram 50
Kivi 1 Adet 34
Mandalina 1 Adet 50
Karpuz 100 gr 19
Kavun 100 gr 18
Şeftali 1 Adet 80 gram 60
Armut 1 Adet 80 gram 70
Erik 1 Adet 8
Üzüm 100 gram 57
Çilek 100 gram 26
Ayva 100 gram 57
Dut 100 gram 93
Limon 100 gram 27
Vişne 100 gram 60
Avokado 100 gram 147
SEBZELER
ÜRÜN GR/BİRİM KALORİ
Domates 1 Adet 50 gram 14
Enginar 1 Adet 50 gram 10
Patlıcan 1 Adet 50 gram 28
Salatalık 1 Adet 20 gram 11
Taze Fasulye 100 gr 90
Brokoli 100 gr 35
Brüksel Lahanası 100 gr 35
Kabak 100 gr 25
Havuç 100 gr 35
Karnabahar 100 gr 32
Kereviz 100 gr 18
Marul 100 gr 11
Mantar 100 gr 15
Soğan 100 gr 14
Bezelye 100 gr 89
Taze Yeşil Biber 100 gr 15
Haşlanmış Patates 100 gr 100
Ispanak 100 gr 26
Lahana 100 gr 20
Bakla 100 gr 72
Bamya 100 gr 36
Börülce 100 gr 127
Maydonoz 100 gr 44
Nane 100 gr 65
Semizotu 100 gr 32
Sarmısak 100 gr 137
Soya Fasulyesi 100 gr 403
Turp 100 gr 19
Yer Elması 100 gr 75
SÜT VE YUMURTA
ÜRÜN GR/BİRİM KALORİ
Yağlı Yoğurt 100 gr 95
Yağlı Süt 100 gr 68
Lor Peyniri 100 gr 85
Meyveli Yoğurt 100 gr 125
Ayran 100 gr 37
Yağlı Beyaz Peynir 100 gr 275
Yağlı Kaşar Peynir 100 gr 413
Yağlı Parmesan Peynir 100 gr 440
Yumurta 1 Adet 80
Yumurta Akı 1 Adet 15
Yumurta Sarısı 1 Adet 65
TAHILLAR
ÜRÜN GR/BİRİM KALORİ
1 Dilim Beyaz Ekmek 28 gr 90
1 Dilim Kepekli Ekmek 28 gr 60
1 Kızarmış Ekmek 15 gr 35
1 Adet Kruasan 200 gr 200
Kuru Mercimek 100 gr 314
Kuru Arpa 100 gr 367
Kuru Bulgur 100 gr 371
Kuru Kuskus 100 gr 367
Kuru Mısır 100 gr 342
Kuru Buğday 100 gr 364
Susam 100 gr 589
Kuru Makarna 100 gr 339
Haşlanmış Makarna 100 gr 85
Kuru Pirinç 100 gr 357
Haşlanmış Pirinç 100 gr 125
TATLILAR,SEKERLİLER
ÜRÜN GR/BİRİM KALORİ
Bal 100 gr 315
Dondurma 100 gr 193
Çikolata 100 gr 550
Marmelat 100 gr 275
Tahin Helvası 100 gr 516
İrmik Helvası 100 gr 302
Şeker 100 gr 384
Muhallebi 100 gr 173
Sütaç 100 gr 140
Kadayıf 100 gr 290
Şöbiyet 100 gr 300
Üzüm Pekmezi 100 gr 293
Kakao 100 gr 289
UNLU MAMÜLLER
ÜRÜN GR/BİRİM KALORİ
Bisküvi 100 gr 462
Buğday Unu 100 gr 365
İrmik 100 gr 371
Talaş Böreği 100 gr 360
Mısır Unu 100 gr 368
Elmalı Tart 100 gr 276
Kepek 100 gr 213
Yufka 100 gr 152
Pandispanya 100 gr 280
YAĞLAR
ÜRÜN GR/BİRİM KALORİ
Tereyağ 100 gr 206
Margarin 100 gr 204
Sıvıyağ 100 gr 230
DİĞER BESİNLER
ÜRÜN GR/BİRİM KALORİ
Et Suyu Tableti 100 gr 120
Ketçap 100 gr 106
Salata Sosları 100 gr 450
Salça 100 gr 98
Sirke 100 gr 13
Turşu 100 gr 10
Zeytinyağı 100 gr 884
Sade Kahve 100 gr 0
Kolalı İçecek 100 gr 39
Şekersiz Çay 100 gr 0
Viski 100 gr 275
Rakı 100 gr 335
Bira 100 gr 42
Şarap 100 gr 85
31.08.2009
Sık sık diyet yapanlar çok iyi bilirler, hemen hemen bütün besinlerin kalori değerlerini. Bende sık diyet yapan bir kişi olarak nerdeyse hepsini ezbere biliyorum. Buzdolabımın üzerinde sürekli asılı olan bir kalori listem vardır. Evime her gelen misafirin mutlaka dikkatini çeken bir kalori listesidir bu.
Listeme her bakandan aynı tepkiyi alıyorum. Ay taze fasulyenin kalorisi şu kadarmış, aaaa.. cacığında kalorisi varmış diye!….. Kısacası çevremde gördüğüm kadarıyla pek çok kişi pişmiş yemeklerin kalorisini bilmiyorlar. Bende sizinle bunu paylaşmak istedim.
1 porsiyon kalori
* Bezelye 289
* Kıymalı sebze 180
* Türlü 221
* Fırında makarna 505
* İmambayıldı 194
* Zeytinyağlı taze fasulye 177
* Zeytinyağlı pırasa 225
* Zeytinyağlı biber dolma 265
* Zeytinyağlı bakla 266
* Zeytinyağlı barbunya 328
* Kıymalı kapuska 190
* Patlıcan kebap 406
* Kıymalı karnı bahar 187
* Sulu köfte 256
* Mantı 341
* Zeytinyağlı lahana dolma (2 ad.) 125
* Zeytinyağlı yaprak dolma (2 ad.) 125
* Etli yaprak dolma (12-14 ad.) 320
* Etli biber dolma (2 ad.) 320
* Kısır (2 yemek kaşığı) 125
* Patates kızartması (150gr) 330
* Patates salatası (1 kase) 436
* Kıymalı patates 250
* Baklagiller 350
* Pilav (pirinç bulgur) 320
* Pizza (1 adet) 584
* Balık tava 370
* Börek 330
* Talaş böreği 360
* Cacık 80
* Ayran 70
* Etli pide (1 adet) 570
Umut ediyorum ki sizlere bir faydası dokunur. Çünkü ben pişmemiş sebzelerden, yediğim yemeğin kalorisini hesaplamanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Her şeyden önce çok zaman alıyor. Ayrıca şunu da belirtmeliyim ki; kalori hesabı pek çok diyetten daha etkili ve daha kolay. Üstelik sevdiğiniz şeylerden yiyerek kilo verme şansına sahip oluyorsunuz. Katı yemek listelerine gerek yok.
31.08.2009
Yemek yerken yapacağınız küçük değişikliklerle 100 kaloriden kurtulabilirsiniz! İşte yöntemler
Kahvaltı
Kahvaltıda sütünüzü şeker yerine taze meyvelerle tatlandırın.
1. Yağlı süt yerine yağsız veya yarım yağlı süt için.
2. Kahvaltılık gevrek veya meyve suyunuz için kullandığınız tabağı veya bardağı küçültün.
3. Sütünüzü şeker yerine taze meyveyle tatlandırın.
4. Enerjisiz tatlandırıcılarla yapılmış light yoğurdu tercih edin.
5. Ekmeğinizi tamamen tüketmek yerine birisiyle paylaşın veya ertesi sabah kahvaltısı için ayırın.
6. Yumurtanızı pişirirken margarin veya sıvı yağ kullanmak yerine yağsız tavada veya domates ilavesiyle ile pişirin.
7. Omletinizi peynir veya sucuk yerine soğan, mantar, ıspanak ve biber ile lezzetlendirin.
8. Omletinizi yaparken iki yumurta kullanmak yerine, yumurtalarınızdan birinin tamamını kullanın, diğerinin ise sadece beyazını ekleyerek aldığınız kaloriyi azaltın.
9. Şeker içeren reçeller yerine meyvenin kendi tadıyla yapılmış doğal reçelleri kullanın.
10. Normal sosis, salam ve sucuk yerine yağsız etle yapılmış olanları seçin.
11. Ekmeğinize sürdüğünüz veya sandviç/tost yaptığınız normal peynirler yerine yağsız olanları tercih edin.
12. Çayınızı, kahvenizi veya kahvaltılık gevreğinizi tatlandırmak için normal şeker yerine enerjisiz doğal tatlandırıcıları kullanın.
13. Sandviç veya tost yaparken beyaz ekmek yerine tahıllı ekmek kullanın.
Öğle ve Akşam Yemeği
Tavuk ve balığı pişirirken haşlama, fırında pişirme ve ızgara yöntemlerini kullanın.
1. Makarnanızı kıymalı sos yerine biber, kabak, soğan ve mantar gibi sebzelerle hazırladığınız sosla lezzetlendirin.
2. Ton balıklı veya tavuklu salatanızı limon, sirke, az zeytinyağı ilavesiyle tatlandırın veya mayonez kullanacaksanız light olanları tercih edin.
3. Ton balığının yağda olanları yerine suda olanlarını kullanın.
4. Sandviçinize koyduğunuz peynir veya ızgara etinizi azaltın ve yerine taze sebze ekleyin.
5. Sandviçinize koyduğunuz peyniri kaldırıp, taze marul, domates, soğan gibi sebzelerle hazırlayın.
6. Etlerinizi yağsız pişirin.
7. Et, tavuk ve balığın yağsız olanlarını tercih edin.
8. Pizza yaparken kullandığınız peyniri yarıya indirin.
9. Sandviç hazırlarken ekmeğe yağ veya peynir sürmeden hazırlayın veya light olanları seçin.
10. Normal margarin yerine light olanları tercih edin.
11. Dışarıda yediğiniz yemeklerde düşük kalorili olanları seçin.
12. Yemek tariflerinde normal krema yerine yağsız olanları kullanın.
13. Yemeklerinizle beraber tükettiğiniz ekmeğin porsiyonlarını küçültün.
14. Yemekleri, çorbaları veya sosları servis ederken üzerinde biriken yağ tabakasını alıp servis yapın.
15. Sofrada tabağınızı tamamen bitirmeyin.
16. Salatalarınızı krutonsuz tüketin.
17. Salatalarınızı normal soslar yerine düşük kalorili soslarla lezzetlendirin.
18. Tavuk ve balığı pişirirken haşlama, fırında pişirme ve ızgara yöntemlerini kullanın.
19. Tavuğun derisini tüketmeyin.
20. Tükettiğiniz et porsiyonlarını azaltın.
21. Salatalarınızda düşük yağlı lor peyniri tercih edin.
22. Makarna ve pilav tüketirken porsiyon miktarınızı azaltın (özellikle yarım porsiyona indirmeyi deneyin).
23. Ana yemeklerin yanında yağlı ve kalorisi yüksek garnitürler yerine ızgara mantar tercih edebilirsiniz.
24. Yemek yaparken bir yemek kaşığı sıvıyağ kullanın.
25. Aperatiflerinize peynir ve ızgara sebzeler eşlik etsin.
26. Çok yağlı pişen sebze yemekleri yerine mevsimine uygun çiğ sebze ve meyve tercih edin.
27. Yemekleri hazırlarken, yağ kullanmak yerine yanmaz tava ve tencerelerde yağ koymadan pişirmeyi deneyin.
28. Peynirli, yoğurtlu, etli yemekler hazırlarken yemeğe girecek olan yağı azaltın veya hiç kullanmayın.
29. Yavaş yemek daha fazla yemenizi engeller.
31.08.2009
Isı enerji transferinin bir ölçüsü olduğuna göre, kalori de ısı üretiminin bir ölçüsüdür.
Kilo kalori (Kg Kal) vücudun enerji harcaması ve gereksinmesi için kullanılan bir terimdir. Bütün yiyecekler midemizde, ince ve kalın bağırsaklarımızda sindirilerek kanımıza karışır.
Sindirilmeyen ve posa haline gelen kısım da türlü şekillerde vücut tarafından dışarı atılır. Kanımıza karışan özdeklerden mineraller, madene gereksimi olan organlara giderek oralarda vazifelerini görürler. Diğerleri ise kanımızdaki oksijenle birleşerek yanar ısı ve güç sağlar.
Yiyeceklerin verdiği ısı kalori ile ölçülür. 1 Kg suyun 15 C dan 16 C a yükselmesi için gereken enerjiye 1 Kg Kal denir.
31.08.2009
Kadın, doğumdan itibaren farklı dönemler yaşar ve her dönemde özgün değişimler yaşanır.
Bu değişimler fiziksel ve ruhsal boyutlarda gerçekleşir ve her dönemin kendine özgü durumları olduğu gibi bazen de sorunları vardır. Her dönemin süresi ve döneme ait değişimler genetik, hormonal ve çevresel özellikler ile belirlenir.
Bir dönemden diğerine geçişte keskin sınırlar yoktur. Her dönemin sonunda bir sonraki döneme ait hazırlıklar ve kısmı değişimler kendini gösterir ve nihayet sonraki döneme ait özellikler tamamıyla yerleşir. Bu nedenle, dönemler birbiri ile ardışık ve yine birbirleriyle iç içe geçmiş olarak yaşanır.
Kadın hayatı 4 ayrı dönemde incelenebilir:
Çocukluk, Ergenlik, Üreme ve Menopoz
Kadınlarda Çocukluk Dönemi
Doğumla birlikte başlar. Bu dönemde kadına özgü fiziksel, hormonal ve ruhsal farklılıklar gözlenmez. Bu dönemde kız çocuklar ile erkek çocuklar arası iç ve dış üreme organların dışında belirgin farklılık gözlenmez. Kadınlık hormonları henüz aktif olmadığından bu dönemde her iki cinste ortak olan genel bedensel ve mental (akıl ile ilgili) değişimler ve boyun uzaması dışında bir farklılaşma olmaz.
Çocukluk çağında üreme fonksiyonu tabii ki söz konusu değildir ancak kız çocuklarında üreme organlarına ait çeşitli sorunlar gözlenebilir. Bu sorunlar, çocuk hastalıkları uzmanları, endokrinoloji (hormon bilim) uzmanları ve jinekologların ilgi alanına giren sorunlar olabilir.
Doğumdan hemen sonra öncelikle dış genital organların gelişimsel bozuklukları gözlenebilir. Bu gelişimsel bozukluklar, genetik ve hormonal bazı anormallikler sonucu meydana gelebilir veya gebelikte kullanılan ilaçların sonucu da olabilir. Genetik olarak dişi olan çocukta dış genital organlar erkeğe benzer şekilde gelişebilir veya tersi de söz konusu da olabilir. Hatta bazen erkek ve kız cinsiyetlerinin ayırt edilemediği durumlar da söz konusu olabilir. Bunların bir kısmı çocuğun yaşamını riske atabilir ve erken dönemde tanısının konulup müdahale edilmesi gerekir.
Bazı kız çocuklarında doğumdan sonraki ilk günlerde vajinal bir kanama veya meme dokusunun belirgin büyümesi gibi durumlar söz konusu olabilir. Bu durumların nedeni gebelik sırasında anneden çocuğa geçen hormonlardır ve çoğunlukla endişeye gerek yoktur çünkü hiç bir şey yapmadan kendiliğinden düzelir.
Bu dönemde, kız çocuklarına özgü diğer sorunlar; vajina ve vulvanın (dış genital organlar) enfeksiyonları ve akıntı, nadir görülen çocukluk çağı genital tümörleri, küçük dudakların birbirine yapışması (labial adezyon), genital organlara travmaya uğraması ve vajinada yabancı cisimlerdir. Savunmasız küçük kız çocuklar için çok ciddi ve önemli bir sorun da cinsel tacize uğrama riskidir.
Kadınlarda Ergenlik (Puberte) Dönemi
Çocukluk dönemi sonunda kadınlık hormonlarındaki kısmi değişimlerin sonucunda ergenliğe ait belirtiler (ikincil seks karakterleri) görülmeye başlar. Bu değişimlerin başlama yaşı genetik, beslenme ve çevresel etkilerle her çocukta farklı olabilir. Genellikle ilk belirti 9-10 yaşlarında görülen meme dokusunda büyümedir. Daha sonra koltukaltı ve kasık bölgesinde kıllanmada gözlenir. İlk adetin görülmesinden önce 11-12 yaşlarında hızlı bir uzama dönemi başlar ve çocuk birden boy atar. Adetin başlamasından bir süre sonra hızlı büyüme dönemi sona erer ve çocuk daha yavaş olarak uzamaya devam eder. İlk adet ise genellikle meme gelişiminin başlamasından 1,5-2 yıl sonra ortalama 12 yaşında görülür. İkincil seks karakterlerinin görülme sırası ve yaşları genel olarak bu şekildedir ama her çocukta farklı olabilir. Kadın yönünde bedensel, ruhsal ve cinsel olarak farklılaşma ortalama 18 yaşına kadar devam eder. Bu yaştan itibaren kadınsı özellikler açısından genç kızlar olgunlaşmış kabul edilebilir.
Ergenlik belirtilerinin 8 yaşından önce başlaması erken ergenlik (erken puberte) olarak değerlendirilir. Bunların çoğu anormal olmayan nedenlerle olur ve idiyopatik erken ergenlik olarak adlandırılır. Ancak, bir kısım çocukta ergenliğin erken başlamasına neden olabilecek ciddi problemler oluşabileceğinden doktora başvurmakta fayda vardır.
Buna karşın bazı kızlarda da ergenlik belirtileri ve ilk adet gecikebilir. Eğer, ikincil seks karakterleri (meme gelişimi, koltukaltı ve kasık kıllanması) 14 yaşına kadar gelişmemişse gecikmiş ergenlik söz konusudur. İkincil seks karakterleri gelişmiş ama 16 yaşına kadar adet görmemişse amenore (adet olmaması) olarak tanımlanır ve bu durumda da genç kızın doktor tarafından değerlendirilmesi gerekir.
Ergenlik çağında kızların karşılaştığı en önemli sorunların başında düzensiz adet kanamaları gelir. Hormonal aks henüz tam olarak olgunlaşmadığından düzensiz ve gecikmeli adet kanamaları sıktır. Bunlar çoğunlukla bir süre sonra kendiliğinden düzene girer ancak, uzun süreli kanamalar olması genç kızı kansız bırakacağından mutlaka doktora başvurmakta fayda vardır.
Ergenlik dönemindeki hormonlardaki değişim, fiziksel olarak vücut imajındaki çocuğun alışmakta güçlük çekebileceği değişimler hepimizin bildiği gibi hem erkek hem de kız çocuklarında ergenlik döneminde depresyon, anksiyete, kendini çirkin hissetme ve aşırı hassasiyet gibi bir takım ruhsal problemleri de beraberinde getirir. Genç kız artık ne bir çocuk ne de bir erişkindir ve bu ara dönemde kendini ruhsal olarak zor durumda hissedebilir. Özellikle, ilk adet (menarş) konusunda bilgilendirilmemiş kız çocukları ilk adetle birlikte panik yaşayabilmektedir. Bu dönemde hatta bu dönemin başlamasına yakın dönemlerde çocuk vücudunda oluşacak değişimler hakkında önceden bilgilendirilir ve psikolojik olarak desteklenirse bu dönemin sıkıntılarını çok daha rahat atlatır.
Kadınlarda Üreme Dönemi (reprodüktif dönem)
Tüm canlıların en önemli ortak dürtülerinden biri de üreme ve çoğalma dürtüsüdür. Bu dönemde artık kadınlığa özgü hormonal, bedensel, ruhsal ve cinsel tüm özelliklerin olgunlaştığı ve üreme özelliğinin kazanıldığı ve sürdürüldüğü zaman dilimidir. Bu dönem, ergenlik çağının sonunda başlar ve genç kızlıktaki adolesans dönemini de kapsar. Adolesans, genç kızlarda ergenlik belirtilerini tamamlamış, yumurtlamaya ve adet görmeye başlamış; ancak henüz cinsel, bedensel ve ruhsal gelişimi tam olarak olgunlaşmamış olduğu 18 yaş öncesi dönemi ifade eder. Bu dönemde, genç kızda üreme fonksiyonu dolayısıyla gebelik olabilir. Adolesan kızlarda gebelik söz konusu da olsa da beraberinde ciddi riskler getireceğinden önerilmez. Bu nedenle, bizim toplumumuzda giderek azalsa da halen yüksek oranlarda devam etmekte olan erken evlenmelerin azaltılması bunun için de genç kız ve erkeklerin ve özellikle ailelerin bilinçlendirilmesi gereklidir.
Üreme çağındaki kadınlarda genital organlarla ilgili anormallikler jinekolojik hastalıklar ve jinekolojik kanserler bölümlerinde, gebelik, doğum ve doğum sonrası ile ilgili genel bilgi ve anormallikler ilgili bölümlerde, hormonal düzensizlikler üreme endokrinolojisi bölümünde anlatılmıştır.
Kadınlarda Menopoz
Kız çocuğunda üreme hücrelerinin yani yumurtaların sayısı doğumdan önce belirlenir. Doğum sonrasında erkeklerde olduğu gibi üreme hücrelerinde sürekli üretim söz konusu değildir. Dolayısıyla, bir süre sonra bu yumurtalar tükenecektir. Kız çocuğunun yumurtalıklarında doğumda yaklaşık 400 bin yumurta vardır. Bunların bir kısmı da ergenlik dönemine kadar kaybolur. Üreme çağı boyunca geri kalanlar da tüketilir ve yumurtalıklardaki rezervler tükendiğinde ise artık kadınlık hormonu olan estrojeni üreten yumurta hücreleri kalmadığı için kadın menopoza girer ve adetten kesilir.
Adetten kesilme dışında estrojenin eksikliğinde bir çok problem ortaya çıkar. Bu problemler kısa ve uzun dönemde ortaya çıkabilir. Kısa dönemde; sıcak basmaları, terlemeler, ruhsal bozukluklar (depresyon, gerginlik, sinirlilik, baş ağrıları, konsantrasyon bozukluğu, yorgunluk vb), cinsel organlarda kuruluk, incelme ve daralma ve buna bağlı ortaya çeşitli sorunlar (enfeksiyona eğilim artması, cinsel ilişkide kuruluk ve ağrı, idrar kaçırma) gözlenir. Uzun dönemde ise kemiklerde erime, kalp hastalıkları riskinde artış, ciltte yaşlanma belirtilerinin hızlanması ve Alzheimer (bunama) hastalığı gibi sorunlar ortaya çıkabilir.
31.08.2009
Menopozun belirtileri nelerdir? Öncesinde hangi testler yaptırılmalı? Muayeneler ne sıklıkta yapılmalı? Uzmanlar yanıtlıyor…
Soru: Yıllık jinekolojik muayene kontrollerimi ne sıklıkta yaptırmam gerekir?
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Habibe Seyisoğlu:
Yılda bir kez smear testi ve jinekolojik muayene, kadınları jinekolojik kanserlerden koruyup, erken tanı sağlayabiliyor. Yapılan tetkikler kadının yaşına göre farklılık göstermektedir. Genç yaş grubundaki üreme çağındaki kadınların cinsel aktivitenin başlangıcından itibaren yılda bir jinekolojik muayene, vajinal smear tetkiki, meme muayenesi, ultrasonografik muayene ile rahim yumurtalık ve rahim içi zarı değerlendirilmesini mutlaka yaptırması gerekiyor.
40 yaş üzeri hastalarda ise bunlara ek olarak mammografi ve gerekirse meme ultrasonografisi, kan biyokimyası (kan lipidleri, açlık kan şekeri, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, tiroid fonksiyon testleri), gaitada gizli kan tetkiki yılda bir kontrol ediliyor.
Rutin sağlık taramalarında kadınlardan özgeçmişe ait detaylı sağlık bilgileri alınarak mevcut risk faktörleri belirleniyor. Takiben ultrasonografik değerlendirme eşliğinde jinekolojik muayene yapılıyor ve bu esnada vajinal smear alınıyor.
Gerek üreme çağında ve gerekse menopoz sonrası dönemde kadınlarda en sık yapılan tarama testi vajinal smear tetkikidir. Vajinal smear testi rahim ağzı kanserlerinin erken tanı ve taramasında kullanılan bir testti.
Menopozun belirtileri nelerdir? Öncesinde hangi testleri yaptırmalıyım?
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Birgül Karakoç ve Dr. Deniz Gökalp:
Menopoz döneminde doğurganlık çağı bitmekte ve overler fonksiyon bakımından saf dışı olmakta, kadın için doğurganlığın ortadan kalktığı yeni bir çağ başlamaktadır. Genelde olayın ortaya çıkmasının nedeninin overin yaşlanması olduğu kabul edilmektedir. Sonuçta kadın östrojen metabolizmasında azalma görüldüğünden, bu sürede görülen belirtilere “östrojen yetersizliği sendromu” da denilmektedir.
Genellikle bu devre 40 ile 60 yaş arasındadır. Menopoza girme yaşı toplumdan topluma değişiklik göstermektedir. Gelişmiş toplumlarda çeşitli çevresel etkilerin bu yaşı etkilediği kabul edilmektedir. Ülkemizde bu yaş 46,5-47 civarındadır. Kadınların yaşamını 1/4, 1/3′lük kısmı menopozda geçmektedir. Ortalama yaşam süresi tüm dünyada uzamış olduğundan bu dönemde koruyucu hekimliğine çok iş düşmektedir.
Kadınlarda 40 yaştan sonra her 5 yılda bir tam fiziki muayene, yıllık meme ve jinekolojik muayene, pap-smear testi, gerekirse cinsel yolla bulaşan hastalıkların taraması yapılmalıdır.
40′lı yaşlarda bir TSH ölçümü yapılmalı ve 60 yaştan sonra 2 yılda bir tekrarlanmalıdır.
50′li yaşlardan sonra gaitada gizli kan bakılmalıdır.
Yine 40′lı yaşlarda mammografik tetkike başlanması önerilmektedir.
Menopoz tanısı ağırlıklı olarak klinik açıdan konulmaktadır. Menopoza yakın dönemde adet kanamalarının karakteri değişik şekillerde olabilir. Hastanın adeti tamamen kesilebilir. Adet kanamasının hem süresi hem de miktarı kademeli olarak azalabilir ve bu en sık rastlanan tiptir.
Bazı kadınlarda kanama miktarı artar ve düzensiz olabilir. Bu durumda özellikle jinekoloğa başvurulmalıdır.
31.08.2009
Kadın hayatının ortalama olarak üçte biri menopoz döneminde geçer. Menopoza girme yaşı tüm dünyada ve antik çağlardan beri fazla değişme göstermemiştir ve ortalama 45-55 civarındadır.
40 yaştan önce menopoza girmek “erken menopoz ” olarak tanımlanmaktadır. Menopoz genellikle hayatın doğal bir aşaması olarak kabul edilmektedir.
Gerçekten de menopoz, kadın hayatının yumurtlama fonksiyonlarının sonlandıktan sonraki doğal bir aşamasıdır. Ancak menopozda oluşan bazı değişiklikler kadının hayatını derinden ve öylesine olumsuz etkiler ki bu durum pek çok hastalıkların ortaya çıkmasına ve kadının yaşam kalitesinin azalmasına neden olur. Bu gün menopoz olumsuz etkileri önlenmeye ve tedavi edilmeye çalışılan bir hastalık gibi kabul edilmektedir.
Menopozun kadın hayatının doğal bir parçası olması nedeniyle hiç bir şey yapmadan izlenmesi artık eskilerde kalmıştır. Özellikle kadın yumurtalık hormonlarının laboratuar koşullarında üretilip kullanılmaya başlanmasıyla bu kavram daha da ön plana çıkmıştır. Menopozda azalan yumurtalık hormonlarının yerine konmasıyla menopoza ait tüm olumsuz değişiklikler ve hastalıklar kolaylıkla önlenebilmekte veya en aza indirgenebilmektedir.
Menopozdaki temel değişiklik kadınlık hormonu olan östrojenin yumurtlamanın durması sonucu azalmasıdır. Böylece kadında
* Ateş basma, terleme, çarpıntı
* Uykusuzluk, sinirlilik (ruhsal çöküntü), depresyon, unutkanlık, halsizlik, çabuk sinirlenme
* Bazen cinsel istekte (libido) azalma
* Kemik erimesi (osteoporoz)
* Damar sertliği (ateroskleroz) gelişme eğilimi
* Cinsel organlarda çekilme (atrofi), kuruluk, ağrılı ilişki
* İdrar kaçırmaya kadar varan idrar yollarında atrofi ortaya çıkmaktadır.
Kadınlar bir sabah uyandıklarında kendilerini menopoza girmiş olarak bulmazlar. Menopoz 20 yıl süren değişikliklerin tam ortasındaki dönemdir. 40 yaşından sonra kadınlarda önce yumurtlamanın azalmasına bağlı olarak düzensiz adet kanamaları, aralıklı ateş basma ve terlemeler, psikolojik değişiklikler ortaya çıkmaya başlar. Daha sonra yakınmalar giderek artar ve adet tamamen kesilir. Bu dönemde 1 yıl adet kanamalarının olmaması menopoz tanısı için yeterlidir. 6 aydan daha fazla adet gecikmeleri araştırılıp kandaki estrojen ve yumurtlamayı uyaran hormon (FSH) seviyeleri ölçülerek kesin tanı konulur. Ancak adet düzensizlikleri veya düzensiz kanamalar “menopoza giriyorum” düşüncesiyle normal karşılanmamalı; hasta doktoruna başvurarak bu değişikliklerin gebelik ve kadın cinsel organlarının kanserlerinde de görülebileceği göz önünde tutularak bu hastalıklar dikkatle araştırılmalıdır.
31.08.2009
Bazı bayanlar adetlerini çok rahat geçirirken, bazılarında adet sırasında günlük hayatını etkileyebilecek derecede sancılar ve bazen sancılarla beraber bulantı, kabızlık, ishal, baş ağrısı başka rahatsızlıklar da olur.
Adet sancıları (dismenore) esas olarak 2 gruba ayrılarak incelenebilir: Primer ve sekonder dismenore.
Primer dismenore altta yatan herhangi bir organik yani yapısal sebep olmaksızın olan adet sancısıdır. Sekonder dismenore ise enfeksiyon, endometriosis, myom, adenomyosis, polip, rahim anormallikleri, rahim boynu kanalının dar olması, rahmin geriye doğru dönük olması, rahim içi araç kullanımı gibi herhangi bir organik bir sebebe bağlanabilen adet sancısıdır.
Her ikisini ayırt etmek önemlidir, çünkü eğer sekonder dismenore ise altta yatan sebebin tedavisi dismenoreyi tedavi edecektir, ama primer dismenorede ise ancak ağrıyı azaltıcı tedavi verilebilir.
Eğer ilk adetten itibaren sancılı adetler oluyorsa bu çok büyük olasılıkla primer dismenoredir. Ayrıca, ağrıya eşlik eden bulantı, kabızlık, ishal, baş ağrısı gibi ek bulgular da varsa bu da büyük oranda primer dismenoredir. Ancak, bunlar kaide değildir bu nedenle, sancılı adetler görme durumunda mutlaka hasta ister bekar olsun ister olmasın jinekolog tarafından değerlendirilmesi ve altta yatan bir sebebin olup olmadığının araştırılması gerekir. Muayene, ultrason ve tetkikler sonucu bir sebep bulunamazsa o zaman primer dismenore tanısı konabilir.
Primer dismenore adet sancılarının daha sıklıkla görülen sebebidir ve az ya da çok tüm kadınların yaklaşık %50’sinde görülür. Genellikle, adolesan döneminde başlar ve ilerleyen yaşlarda ve gebeliklerden sonra tamamen kaybolmasa da şiddeti azalır. Primer dismenorenin altta yatan sebebi bilinmez ama ağrı oluşum mekanizması bilinir. Adet kanının dışarı atılması için oluşan rahimdeki kasılmalar ve rahimdeki dolaşımın azalması sancılara neden olur. Bu dönemde rahim içinden salgılanan “prostaglandin” adı verilen maddeler sinir uçlarını uyararak ağrı hissedilmesine sebep olmaktadır. Prostaglandinler vücudumuzdaki pek çok dokuda bulunan ağrı maddeleridir.
Primer dismenorede esas olarak 2 tedavi alternatifi vardır. Birincisi ağrı kesicilerin kullanılmasıdır. Ağrı kesiciler (analjezikler) esas olarak ağrı sırasında ortaya çıkan prostaglandinlerin etkilerin azaltan veya yok eden ilaçlardır. Ağrı kesicileri kullanılırken önerilen tedavinin beklenen adetten önce başlamasıdır, çünkü ağrı maksimum noktasına çıktıktan sonra ağrıyı dindirmek daha zor olmaktadır.
Ağrı kesicinin önceden başlanması ağrının maksimum olma zamanında kandaki ilaç düzeyinin de maksimum olması sonucunda ağrıyı daha etkin olarak giderebilmektedir. Her ağrı kesici her kadında aynı cevabı vermeyebilir. Bazen çok etkin olduğu bilinen ağrı kesicilere cevap alınmazken daha basit ağrı kesicilerle tedavi sağlanabilmektedir. Bu nedenle, zaman zaman hangi ağrı kesicinin etkin olduğunu görmek için çeşitli alternatifler denenebilir.
İkinci tedavi yöntemi yumurtlamanın baskılanması yani doğum kontrol hapının kullanılmasıdır. Primer dismenorede, aslında paradoks bir şekilde, sancıların olması kadının normal düzenli yumurtlaması olduğunu ve üreme sisteminin sağlıklı olduğunu gösterir. Özellikle, çeşitli ağrı kesiciler kullanılmasına rağmen başarı sağlanamayan olgularda doğum kontrol hapları çok yüz güldürücü olabilmektedir.
Sekonder dismenorede ise esas olan öncelikle altta yatan sebebin tedavisidir. Enfeksiyon (endometrit) varsa o tedavi edilir. Myomlar ameliyatla çıkarılabilir. Endometriyal polip varsa alınabilir. Ancak, bazen altta yatan hastalığın da belirgin tedavisi olmayabilir. Örneğin, endometriosis tam olarak yok edilemeyen bir hastalıktır. Normalde sadece rahmin iç zarında bulunması gereken endometriyum hücreleri rahmin dışında bulunur ve her ay adet sırasında kanar. Bu kanamalar sırasında ağrılar olur. Ayrıca, kanamalar iyileşirken oluşan skar dokusu ve yapışıklıklar da ağrıyı daha da artırır. Endometriozis ağrılı adet dışında infertiliteye de neden olabilir. Tedavi için çeşitli alternatifler vardır ama çoğunlukla geçicidir ve hastalığı tamamen ortadan kaldırmaya yönelik değildir, geçici çözümlerdir. Örneğin laparoskopi ile endometriosis odaklarının yakılması yaklaşık 2 seneliğine bir rahatlama sağlayabilir. Ama, yeni odakların oluşması ile bir süre sonra ağrılar tekrar başlayabilir. Ancak, özellikle ağrı kesiciler ile ağrılar azaltılamıyorsa bu seçenek makul bir yaklaşım olabilmektedir.
Adenomyosis te benzer şekilde endometriyum hücrelerinin rahim duvarı kas tabakası içinde bulunmasıdır ve şiddetli dismenoreye neden olabilir. Tek ve kesin tedavisi rahmin alınmasıdır ki doğal olarak bu genç, çocuk doğurma yaşını geçmemiş kadınlarda önerilen bir yaklaşım değildir. Rahmin geriye doğru dönük olmasında da eskiden rahmi öne çevirme ameliyatları yapılırken günümüz modern tıbbında önerilmemektedir. Çünkü yapılan ameliyatlar da ağrıya neden olabilmektedir. Bu tür kesin tedavisi sağlanamayan sekonder dismenore sebeplerinin varlığında da primer dismenorede olduğu gibi ağrı kesiciler ve doğum kontrol hapları denenebilir.
Bunlar dışında adet sancıları alınacak bazı basit önlemler ile bir miktar engellenebilir. Örneğin adet kanaması öncesinde ve esnasında kahve, çay, kola, çikolata gibi kafein içeren gıdalardan uzak durulması, karın bölgesine masaj yapılması, uzun süre ayakta durmaktan ya da yürüyüş yapmaktan kaçınılması, istirahat edilmesi şikayetler üzerinde olumlu etki yaratır. Ayrıca, kabızlığı olanlarda sancılar daha şiddetli olabilir. Buna yönelik tedbirler de faydalı olabilir.
31.08.2009
İki büyük ilaç firmasının geliştirdiği, 12 yaşındaki kızlara yapılacak aşının rahim ağzı kanserinden ölümleri yüzde 75 oranında azaltması bekleniyor.
İlaç firmaları, rahim ağzı kanserinden ölüm oranının, 12 yaşındaki kız çocuklarına uygulanacak bir aşıyla yüzde 75 oranında düşürüleceğini açıkladı. İngiltere’deki 2 büyük ilaç firması, GlaxoSmithKline (GSK) ile Merck, ilk rahim ağzı kanseri aşısını üretmek için yarışa girdi. Cinsel yolla bulaşan rahim ağzı kanseri aşısının, henüz cinsel ilişki yaşamadıkları için en çok 12 yaşındaki kız çocukları üzerinde etkili olacağı belirtiliyor.
Daha çok birden fazla seks partneri bulunan kadınlarda görülen rahim ağzı kanserine, özellikle papilloma virüsü (HPV) yol açıyor. Yeni aşı, HPV enfeksiyonuna karşı koruma sağlıyor. GSK firması yetkilileri, aşının, rahim ağzında “sonradan kansere dönüşebilecek herhangi bir değişiklik olup olmadığını gösteren” smir testi uygulamasını da yüzde 52 oranında azaltacağını belirtiyor.
31.08.2009
Kadınlık organlarının kanserleri tüm kadın kanserleri içerisinde en çok ölüme neden olan hastalıklardır.
Düzenli istatistik verilerine sahip olması nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri ele alındığında 1995‘de 15.800 rahim ağzı kanseri, 4800 bu kanser nedeniyle ölüm, 600.000 anormal pap test, 50.000 yeni kanser öncüsü hastalık tespit edildiği bildirilmektedir. Yine aynı ülkenin verilerine göre rahim ağzı (serviks) kanseri nedeniyle yılda 4 milyar $ harcandığı hesaplanmaktadır. Bu rakamlardan da görüldüğü gibi kanseri ortaya çıkmadan önce tespit etmek daha insancıl, daha ekonomik ve daha başarılıdır.
Çeşitli ülkelerdeki araştırmalar sonucu kadın kanserlerinin ortaya çıkmadan tespit edilmesinin mümkün olduğu vurgulanmaktadır. Aslında bu araştırmaların tarihi 1886’da Sir John Williams’ın yaptığı çalışmalara dayanmaktadır. Olumlu gelişmeler kanser öncüsü lezyonların tanımlanması ve tanı yöntemlerinin geliştirilmesinden sonra görülmüştür.1924 yılında Hinsellman Kolposkop’u kullanıma sunmuş 1928’de Babes ve George Papanicolaou rahim ağzı sürüntüsü alınarak henüz kanser gelişmeden (ortalama 10-15 yıl) önce kansere dönüşme potansiyeli olan öncü hastalıkların tanınabileceğini göstermişlerdir. Böylece ortaya konan sitolojik tarama yöntemi Papanicolaou’nun kendi adıyla Pap Test olarak tüm dünyada büyük kabul görüp yaygınlaşmıştır. Yöntem her ülkede devlet politikalarına da bağlı olarak temel tarama testi olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri’nde 1970 yılından itibaren 20 yılda rahim ağzı kanserinden ölüm oranının %90 azalması Pap test taramalarına bağlanmaktadır. Kanser öncüsü hastalıklar en çok 25-35 yaşlarında görülmektedir. Ancak tarama testi tüm kadınlara uygulanan bir yöntemdir. Taramada anormal hücreler tespit edilmesi kesin olarak hastalık varlığını göstermez. Bu durumda hastalığın kesin tanısını koymak için biyopsi alarak dokunun patolojik incelemesi yapılmalıdır. Biyopsi almak (doku parçası almak) için anormal hücrelerin tam olarak nereden döküldüğünün tespiti gerekir. En doğru yerden (doku almak) biopsi için dış genital (kadınlık cinsel) organların mikroskopla büyütülerek gözle muayenesi genel kabul gören yöntemdir.
Kolposkopi denilen bu işlem özel bir eğitim ve alet gerektirmesi dışında ağrısız, kolay, çabuk sonuç alınan, güvenilir bir uygulamadır. Bugün için tüm dünyada kesin tanı koymak için kolposkopik muayene ve kolposkop yardımıyla biyopsi almak altın standart olarak kabul edilmektedir. Pap test ve kolposkopik biopsi ile %99,5 oranında doğru tanı koymak mümkündür.
Kanser taramasında asıl olan kanseri olmadan, kanser öncesi hastalıklar döneminde yakalayarak gerekli takip veya tedaviyi yapmaktır. Burada erken teşhis tanımı doğru değildir. Çünkü amaç kanseri değil kanserin öncülerini tespit etmektir. Ancak kanseri erken aşamada yakalamak da ikinci bir kazanç olabilir ve bu programla mümkündür.
Bugün artık dünyada sitolojik tarama tartışılmamaktadır. Tartışılan kimlere, ne zaman, ne sıklıkla, kaç yaşına kadar ve hangi sitolojik (Pap test, thin prep vb) yöntemle tarama yapılacağıdır. Ülkemizin bu tartışmalarda konuyu bilimsel platformlardan toplumsal platformlara taşıyamamak gibi ciddi bir eğitimsel, sosyo-ekonomik sorunu vardır. Pek çok kadın standart tarama, risk grubunda tarama, tarama şekilleri hakkında bilgi sahibi değildir. Böylece ortaya çıkan karmaşada kadın doğum uzmanının sorumluluğu, hastanın ve sigorta sisteminin yükümlülükleri belirlenememiştir.
Gelişmiş ülkelerde pap test yaptırmak doktor için bir zorunluluk olarak görülmekte, sigorta şirketleri de bunu özendirmektedir. Dünyadaki uygulamalardan yola çıkarak aşağıdaki protokolü uygulamak akılcı olabilir, bizim klinik deneyim ve uygulamalarımız da bu yöndedir. Tarama protokolünden önce rahim ağzı kanseri açısından risk gruplarını belirlemek gerekmektedir.
31.08.2009
nceki Yazılar