Arşiv : Ağustos, 2009

Çocuk Sahibi Olmaya Karar Verdiğinizde ne yapmak gerek

“Bir kadının hayatı boyunca aldığı tanılar içerisinde, belki de hayatını bu denli etkileyen başka bir tanı yoktur.”

Bu nedenle, en sağlıklı gebeliği geçirmek gebeliğe ruhsal ve bedensel olarak kendinizi en iyi şekilde hazırlamakla mümkün olur.

Gebeliğin ilk adımı ve en doğru yolu, onu önceden tasarlamaktır. İdeal olarak gebe kalmak istediğiniz zamandan 3 ay öncesinde, doktorunuzla bir ön görüşme yapmanızda önemli yararlar vardır. Doktorunuz, sizin sağlık ve sosyal bakımlardan özgeçmişinizi değerlendirecek, muayenenizi yapacak, çeşitli tetkikler yapacak bu şekilde gebelik sırasında oluşabilecek anormal durumlar karşısında hem sizi hem de kendisini hazırlayacaktır. Ayrıca, gebelik öncesi vitamin (folik asit) desteği ile bebekte ortaya çıkabilecek sakatlıklara karşı tedbir alacaktır.

Doktorunuzun yapacağı tetkik ve muayeneler, önereceği tedaviler yanında sizin de yaşam tarzında değiştirmeniz gereken şeyler olacaktır.

Öncelikle sağlıklı ve dengeli beslenmelisiniz. Dengeli beslenmeyle kastedilen ana besin maddelerinin dengeli oranlarda tüketilmesidir. Yağ ve şeker tüketiminizi azaltmalısınız. Proteinden zengin bir beslenme şekli seçmelisiniz. Yağsız süt ve süt ürünleri, balık ve beyaz etler diyetinizde yer almalıdır. Mutlaka bol taze meyve ve sebze alınmalı, bunun yanında makarna, pirinç, baklagiller gibi farklı besin gruplarını da tüketmelisiniz.

Gebelik öncesi doktorunuza başvurduğunuzda destek tedavisi için folik asit kullanmanızı isteyecektir. Bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişmesi için özellikle gebeliğin ilk haftalardan itibaren “B9 vitamini”  yani folik asit alınması çok önemlidir. Vücutta depolanmadığı, gebelik süresince normalden fazlasına gerek duyulduğu ve doğal gıdalarla yeterlince karşılanmadığı için her gün alınmalıdır. Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır, ancak uzun süreli pişirmeler ve uzun süre bekleyen gıdalardaki miktarını azaltır. En çok ıspanak, yer fıstığı, fındık, karnıbahar, kepekli ekmekte mevcuttur. Folik asit eksikliğinde “nöral tüp defekti” denen sinir sisteminde omurilik kanalının tam kapanamamasına bağlı anomaliler olur. Özellikle, daha önceden folik asit eksikliği saptanmış veya nöral tüp defekt anomalili bebek doğurmuş kadınlar, gebe kalmayı düşündükleri tarihin en az 3 ay öncesinden itibaren mutlaka folik asit alımına başlamalıdırlar.

Sigara kullanıyorsanız, mutlaka bırakmalısınız. Sigara gebe kalma şansını azaltır ve gebelikte kullanıldığında düşük ve çocukta gelişme geriliğine neden olur. Alkol de bırakılmalıdır.

Stres ve endişeden uzak durmalısınız. Gebeliğe karar verdikten sonra gebelik oluşumunun ilk aylarda olmaması sizi strese sokmamalıdır. Her şey normal olsa, uygun zamanda ilişki olsa bile her ay için gebelik şansı %25 civarındadır. Normal düzenli ilişkiye rağmen bir kadının gebe kalamaması durumunda kısırlık incelemelerini başlatmak için genellikle çok aşikar bir anormallik yoksa 1 yıl beklenir. Bir yıl sonunda herhangi bir patolojisi olmayan çiftlerin bile gebe kalma şansı %98’dir. Yani %2 olguda her şey normal olmasına rağmen gebelik 1 yıl gecikebilir. Gebe kalma şansı düzenli adet görenlerde adetin 12-15. günlerinde en fazladır. Düzenli bir cinsel yaşam ve haftada 3 veya daha fazla ilişki gebe kalma şansını artırır.

Bu nedenle, ilk aylarda hemen gebelik oluşmaması sizde veya eşinizde bir anormallik olduğu anlamına gelmez. Eğer, gebelik niye olmuyor endişesine kapılır ve strese girerseniz salgılanabilecek stres hormonları gebelik oluşumunu geciktirebilir. Tabii ki, insan cinselliğinin önde gelen amaçlarından biri üreme ve çoğalmadır. Ancak, çocuk yapmayı bir görev olarak algılamamalı normal cinselliğinizi yaşamalısınız.
Gebelik öncesi değerlendirme

Doğum öncesi danışmanlıkta hedef  “arzu edilen her gebelikte, annenin sağlığına herhangi bir zarar vermeden, sağlıklı bir bebek doğurtulabilmesidir”.

Gebelik öncesi değerlendirme görüşme (anamnez) ile başlar. Bu görüşmede, eşiniz veya sizin ailenizde kalıtsal bir hastalığın varlığı; daha önce geçirdiğiniz hastalıklar veya operasyonlar, gebelik sırasında sorun oluşturabilecek annenin bilinen bir rahatsızlığının olup olmadığı, sorgulanacaktır. Bu sırada; kullandığınız ilaçlar, sigara alışkanlığı, mesleğiniz, önceki gebeliklerinizle ilgili bilgiler (doğum, düşük, kürtaj, gebelik sırasında ortaya çıkmış problemler, bebeklerin doğum kiloları, doğum haftaları, doğum şekli) gibi sorgulamalar da doktora gebelikte risk oluşturacak durumlar hakkında ipuçları verecektir.

Görüşme sonrası, doktorunuz jinekolojik muayene ve transvajinal ultrasonografi ile genital organları değerlendirmesini yapacaktır. Muayene sırasında jinekolojik enfeksiyonlar varsa öncelikle bunun tedavisi yapılacaktır. Son 1 yıl içinde smear testi yaptırmadıysanız yapılmasını önerecektir. Ayrıca, gebelik sırasında sorun yaratabilecek myom, yumurtalık kisti, rahim anormallikleri araştırılacak gerekirse bunların tedavisi sağlandıktan sonra gebe kalmanız önerilecektir. Son olarak, gebelik sırasında oluşacak değişimleri daha iyi algılayabilmek için boy, kilo ve tansiyonunuz ölçülecektir.

Muayene sonrasında sıra yapılacak laboratuvar incelemelerine gelir.

Gebelik öncesi yaptırılması gereken rutin testler:

* Daha önceden bilinmiyorsa gebe ve eşinin kan grubu (annenin kan grubu Rh negatif babanın kan grubu Rh pozitif ise kan uyuşmazlığı vardır)
* Tam kan sayımı
* Tam idrar tetkiki
* Kan grubu tayini (anne ve baba)
* Toksoplazma ve Rubella (kızamıkçık)  tetkikleri
* Hepatit B taşıyıcılığı

Kan biyokimyasında kan şekeri, böbrek ve karaciğer fonksiyonları ile ilgili testler genellikle öyküde şüpheli bir durum varsa yapılır. Ayrıca, öyküde elde edilen pozitif bulguları netleştirmek için gerektiği taktirde doktorunuz başka tetkikler de önerebilir (örneğin adet düzensizliğinde hormonlar, tiroid fonksiyon testleri vb).

Tüm muayene ve laboratuvar bulgularının sonrasında doktorunuz size gebelik öncesi dikkate almanız gereken önerilerde bulunacaktır.

Kızamıkçık ve toksoplazma erken gebelik sırasında geçirildiği taktirde bebekte bazı ciddi problemlere yol açabilecek enfeksiyon hastalıklarıdır. Eğer, kızamıkçık antikorlarınız negatif ise bu hastalığa karşı bağışıklığınız yok yani duyarlısınız anlamına gelir. Bu durumda, size doktorunuz gebelik öncesinde aşı önerebilir. Kızamıkçık aşısı etkisi azaltılmış da olsa canlı virüslerden yapıldığı için aşı sonrası 3 ay süreyle hamile kalmamanız ve bu sürenin sonunda bağışıklık gelişip gelişmediğini kontrol ettirmeniz gereklidir. Toksoplazma antikorlarının negatifliği de bu hastalığa karşı duyarlılığı gösterir. Bunun aşısı olmasa da doktorunuz size dikkat etmeniz gereken hususları bildirecektir.

Gebeliğin erken döneminde folik asit eksikliği bulunması bebeklerde “nöral tüp defekti” denilen omurilik kanalının embriyolojik hayatta normal kapanamaması ile sonuçlanan anomalilere yol açabildiği gösterilmiştir. Bu nedenle, gebe kalmayı planlayan kadınlara folik asit verilmesi önerilmektedir. Doktorunuz gebelik öncesi dönemde folik asiti hangi dozda ve nasıl kullanacağınızı size reçete edecektir.

Muayene ve laboratuvar incelemeleri sırasında çıkabilecek sorunlara yönelik sorunlara yönelik spesifik öneriler de bu aşamada verilecektir. Ayrıca, ilk görüşmede konuşulmamışsa yaşam tarzı, beslenme, cinsel hayat, gebelik takipleri vb konularda da önerilerde bulunacaktır.

Yorum Yazın 31.08.2009

Düşük Yapan Kadınlarda ‘diyabet’ Tehlikesi

Hamileyken bebeklerini kaybeden veya ölü doğum yapan anne adaylarının diyabet hastalığına yakalanma riski daha yüksek.

Hamilelik döneminde bebeğini düşük yaparak kaybeden veya ölü doğum yapan anne adaylarının halk arasında “şeker hastalığı” olarak bilinen diyabete yakalanma riskinin yüksek olduğu belirtiliyor.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrin ve Metabolizma Ana Bilim dalı Başkanı Prof. Dr. Tamer Tetiker, gebelik döneminde kadında fiziksel ve hormonsal değişikliklerin ortaya çıkması sonucu özellikle kandaki şeker oranının yükseldiğini ve bunun da düşük tehlikesini beraberinde getirdiğini söyledi.

Tetiker, bebeklerini kaybeden kadınlarda şeker oranı yüksekliğinin devam etmesi halinde diyabet hastalığının ortaya çıkabileceğini belirterek, “Bebeğini aniden sebepsiz yere kaybeden hamileler uzmanlara başvurmalı ve diyabet testi yaptırmalı. Aksi takdirde hastalığın çok fazla ilerlemesine neden olabilirler” dedi.

Birçok anne adayının bu nedenle düşük yaptığı ve şeker hastalığına yakalandığını vurgulayan Tetiker, şunları kaydetti:

“Düşük yapan kadınlar, ağız kuruluğu, çok su içme, sık idrardan yakınma, nedensiz yere kilo kaybı, özelikle geceleri oluşan ellerde ve ayaklarda iğnelenme veya karıncalanma gibi rahatsızlıkları olanlar büyük bir ihtimalle şeker hastalığına yakalanmış olabilirler. Bu nedenle sorunları yaşayan kadınlar uzmanlara başvurmalı diyabetin ilerlemesini sağlayacak önlemler almalı.”

Kadınları hamilelik döneminde düzenli egzersizler yapmalarını öneren Tetiker, dünyada diyabet hastalığının artmasının en büyük nedeninin hareketsizlikten kaynaklandığının unutulmaması gerektiğini sözlerine ekledi.

Yorum Yazın 31.08.2009

Meme kanseri hakkında bilgiler

Meme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan oluşur.

Bu süt bezleri ve kanalları döşeyen hücrelerin, yukarıda tanımladığımız şekilde, kontrol dışı olarak çoğalmaları ve vücudun çeşitli yerlerine giderek çoğalmaya devam etmelerine meme kanseri denir.

Meme Kanseri Risk Faktörleri Nedir?

Bazı özellikleri taşıyan kadınlarda, meme kanserinin daha sık görüldüğünü biliyoruz. Bu özelliklere risk faktörleri diyoruz. Bu risk faktörlerini taşıyan kişilerin mutlaka meme kanserine yakalanacakları söylenemez. Sadece, bu faktörleri taşımayanlara göre, daha fazla meme kanserine yakalanma olasılıkları olduğunu biliyoruz. Bu faktörleri taşımayan kişiler de meme kanserine yakalanabilirler. Meme kanserine yakalanan kadınların yarısı, bu risk faktörlerini hiç taşımamaktadır. Bu nedenle, risk faktörlerinin taşımayan kişiler de olağan kontrollerini yaptırmalıdırlar.

Yorum Yazın 31.08.2009

Kadınlarda Gebelik Kontrolleri

Yaklaşık 40 hafta sürecek gebelik maratonunun ilk 28 haftasında ayda bir, 36. haftaya kadar 2 haftada bir ve 36-40. haftalarda haftada bir kontrol gereklidir. Bu normal gebelikler için geçerli takip programı risk varlığında doktorunuzun uygun göreceği şekilde daha sık olabilir.

En sağlıklısı daha önce de belirtildiği gibi gebelik planlandığı veya düşünüldüğünde gebelik öncesi değerlendirme için doktora başvurmaktır.

Gebe olduğunuz öğrenir öğrenmez ve/veya şüphelendiğinizde (Bakınız Gebelikten Şüphelenirsem ne yapmalıyım?) doktorunuza başvurun çünkü, erken dönemde yapılan tetkik, muayene ve ultrason incelemesi gebeliğin sağlıklı şekilde devamında belirleyici olmaktadır.

İlk muayenede gebeliğinizin yaşı, anne ve fetusun sağlık durumları belirlenecek ve gebelik bakımı için sizinle beraber bir plan yapılacaktır. Yine ilk muayenede doktorunuz, tüm gebelik takibi boyunca yol gösterici olmak üzere bir takım kan ve idrar tahlilleri istenecektir. Daha sonraki takiplerde her ay bir kez idrar tetkiki istenecektir (gebelerde asemptomatik yani belirtisiz idrar yolu enfeksiyonu sıktır).

İlk muayenede ultrason ile gebeliğin değerlendirilmesinde vajinal yol tercih edilir. Vajinal ultrason henüz pelvis dışına çıkmamış gebelik ve fetus hakkında karından yapılan abdominal ultrasona göre çok daha net görüntü alınmasını sağlar. Bu ilk ultrasonda gebelik kesesinin düzenli olup olmadığı, kese arkasında kanama olup olmadığı ve fetusun kalp hareketlerinin olup olmadığı incelenir. Fetal kalp hareketleri transvajinal ultrason ile 5,5 hafta civarında görülebilir. Gebeliğin 13. haftasına kadar ultrason incelemelerinde vajinal yol tercih edilirken bu haftadan sonra gebelik pelvis dışına çıktığından abdominal (karından yapılan) ultrason daha uygundur. Bu haftadan sonra vajinal ultrason sadece erken doğum tehdidinde rahim boynu (serviks) uzunluk ve açıklığını değerlendirmede kullanılır.

Gebelik boyunca her muayenenizde bebeğinizin kalp sesleri, bebek hareketleri ve gelişimi muayene ve ultrasonla takip edilecektir. Anne adayı da kilo alımı, ödem ve kan basıncı açısından değerlendirilecektir.

Gebeliğin 11-13. haftalarında ultrasonla yapılan özel bir muayene (ense kalınlığının ölçümü) ile bebekte zeka geriliğinin sebebi olan Down sendromu taranacaktır. Bu haftada ikili test (I. Trimester tarama testi) denen bir yöntem de anne kanında bakılan bazı maddelerle Down sendromu için risk varsa bunu ortaya koyabilmekte ve ense kalınlığı ölçümünün tanı değerini artırmaktadır.

15-18. haftalarda yapılan “üçlü tarama testi” ile Down sendromu taraması yanında nöral tüp defekti (bel kemiğinde açıklık) taraması da yapılacaktır. Bu haftada ultrason ile detaylı ilk anomali taraması yapılacaktır. Üçlü tarama testin sonucunda risk belirlenirse veya ileri anne yaşı açısından risk varsa amniyosentez ile genetik inceleme bu haftalarda yapılır. Bu testlerin ne olduğu ve ne anlama geldiği için Down Sendromu Tarama Testleri’ ne bakınız

20-24. haftalarda ultrason ile detaylı anomali taraması yinelenecektir.

Bunun dışında, 24-28. haftalarda gizli şeker tarama testi yapılacaktır. 50 gr glikoz ile yapılan bu testte glikoz içildikten 1 saat sonra kan şekeri ölçülür. Bu test üçlü test gibi bir tarama testidir. Eğer bunun sonucu anormal çıkarsa (140 mg/dl’nin üstü) tanı testi için 3 saatlik 100 gr glikoz testi yapılır. Bu testte açlık, 1., 2. ve 3. saat kan şekerleri sonuçlarına göre değerlendirme yapılır. Tam kan sayımı da bu haftada gerek görülürse tekrarlanabilir. Ayrıca, gebelik başında yapılan Toksoplazma ve Rubella testlerinde antikorlar negatif ise yani bağışıklık yoksa bu haftalarda bu testler de tekrarlanabilir. Kan uyuşmazlığı olanlarda 28. haftada İndirekt Coombs testi uygulanır. Negatif (yani etkilenmemiş) ise sonraki etkilenme riskini önlemek için koruyucu amaçlı Anti Rh İmmunglobulini (kan uyuşmazlığı koruyucu aşısı) yapılır.

32-36 hafta arasında artık 2 haftada bir, 36 haftanın üstünde haftada bir kontrollere geleceksiniz. Normal doğumun beklendiği olgularda 40 haftanın üstündeki gebeliklerde bu sıklık haftada 2 gün olabilir. Bu haftalardan sonra fetal iyilik testleri (gerekirse daha önce) yapılmaya başlanacaktır. Fetal iyilik testleri NST (Non-Stres Test), Doppler ultrasonu ve Biyofizik Profil’dir.

Çalışan anneler 32. haftada isterlerse doğum öncesi iznine ayrılabilirler. İsterlerse bunun bir kısmını doğum sonrasına erteleyebilirler.

38 haftada (doğum belirtileri daha önce başlamamışsa) vajinal muayene ile bebeğin doğum kanalına girip girmediği, rahim ağzında açıklık olup olmadığı, normal doğum için bir engel olup olmadığı değerlendirilir.

Unutmayın, her kadının gebeliği kendine özgüdür. Muayeneler arasındaki dönemlerde aklınıza takılan soruları, kaygıları unutmamak için bir yere not ediniz ve ilk muayenenizde doktorunuzla tartışınız.

Yorum Yazın 31.08.2009

Yağ Dokusundan Yeni Meme

Kanser veya bir başka nedenle memesi alınan kadınlara, karın bölgesinden, kalçadan ve uyluktan alınan yağ dokularıyla yeni meme yapılabiliyor.

Bir çok kadın kanser çıkacağı ve memelerinin alınacağını düşünerek meme muayenesi olmaktan kaçınıyor. Oysa uzmanlar günümüzde memesi alınan hastalara, aynı seansta yeni meme yaptıklarını belirtiyor.

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Dr. Ömer Özkan, bu tür operasyonlarla hastanın memesiz bir dönemin verebileceği psikolojik sıkıntıdan kurtulduğuna işaret ediyor. Konuyla ilgili bilgi veren Özkan, şunları söyledi:

“Kadınlar, kanser çıkacağı ve memelerinin alınacağını düşünerek meme muayenesi olmaktan kaçınıyor. Bu nedenle de teşhiste ve tedavide geç kalıyor. Artık kadınların ‘memem olmayacak’ diye korkmalarına gerek yok. Her kadına uygun bir yöntem var, çünkü cerrahi müdahale ile alınan memenin yerine karın bölgesinden, kalçadan ve uyluktan alınan dokularla yeni bir meme yapabiliyor, hatta diğer memeye de şekil verilerek, daha estetik bir görünüm kazanmasına yardımcı oluyoruz. Böylece hasta eskisinden daha da mutlu olabiliyor.”

Karın germesi uygulamalarında, alınan dokunun daha önceleri atıldığına işaret eden Özkan, yeni uyguladıkları yöntem sayesinde bu dokunun atılmadığını, atılmadığı gibi hem meme yapılabildiğini hem de hastanın bu arada karın germe ameliyatının yapılabildiğini belirtti.

“KAYBETTİĞİM BİR ŞEYİ YENİDEN KAZANMAK ÇOK GÜZEL”

Kanser nedeniyle 7 yıl önce her iki memesi de alınan Nermin Açıksöz, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde gerçekleştirilen ameliyatla yeniden memelerine kavuştuğunu anlattı.

Memeleri alındıktan sonra geçen 7 yıl içinde bazı psikolojik problemler yaşadığını kaydeden Açıksöz, göğüslerin kadının simgesi olduğunu, yokluğunda bir takım sıkıntılar yaşadığını ve diğer kadınları kıskandığını söyledi. Açıksöz, “Karın bölgemden alınan yağlarla göğüslerime yeniden kavuştum. Kaybettiğim bir şeyi yeniden kazanmak çok güzel” dedi.

Yorum Yazın 31.08.2009

Hamilelik sırasında beslenmek

Annenin gebelik boyunca yeterli ve dengeli beslenmesi gereklidir.

Yeterli ve dengeli beslenmek adına zaman zaman hastaların eline “3 köfte, 1 kibrit kutusu peynir, 5 tane kiraz yiyeceksin” şeklinde çeşitli matbu diyet reçeteleri verilmekte ve eğer bunları yemezsen bebeğin iyi gelişme diyerek anne adayları gereksiz yere endişe ve paniğe sevk edilmektedir. Bu tür katı diyet reçetelerinin hiç bir bilimsel faydası yoktur.

Gerekirse diyetisyenler tarafından kişiye özel, esnek, hastayı yıldırmayacak ve rahatlıkla uygulayabileceği diyet önerileri yapılabilir. Önemli olan genel prensipleri bilmek ve buna uygun olarak dengeli beslenme alışkanlığını edinmektir.

Tüm gebelik boyunca alınması gereken kilo 11-13 kg.dır. Bunun üzerinde alınacak kilolar doğum ve loğusalıktan sonra size gebeliğinizin hediyesi olarak kalacaktır. Gebelik sırasında gereksinim duyduğunuz kalori miktarında da bir miktar artış söz konusudur. Ancak bu artış hiçbir zaman aşırı yemenizi gerektirecek kadar değildir.

Gebe olan ile olmayan kadınlar arasındaki kalori gereksinimi farkı sadece 300 kaloridir ve bu her öğünde 1-2 kaşık fazla yenilerek karşılanabilecek bir farktır. Gebelikte ilk üç ayda 0,5-1 kg, sonraki aylarda ise ortalama 1.5-2.0 kg, ağırlık kazanması uygundur. Kontroller sırasında 300 gram fazla almışsın, 500 gram daha almalıydın şeklinde diyet rejimlerini manipüle etmenin fazlaca bir anlamı yoktur. Eğer, dengeli ve yeterli beslenme alışkanlığı edinilirse zaten gebelikte alınması gereken kilolar düzenli olarak alınır.

Temel Beslenme Prensipleri

Gebelikte beslenmenin önemli prensiplerinden birisi günlük öğün alışkanlığının yeniden düzenlenmesidir. Üç temel (nispeten daha az miktarlarda) ve 2 ve hatta gerekirse 3 ara öğün gebelikte önerilmektedir. Bu yaklaşım gebeliğin erken döneminde bulantı ve kusma şikayetlerinin daha az görülmesine yardımcı olur. Öğünlerin 3 öğünde tıka basa yemek yerine bu şekilde ara öğünlerle desteklenerek bölünmesi ilerleyen gebelik haftalarında ise mide yanması, regürjitasyon gibi şikayetleri azaltır.

Gebelik öncesine göre ek olarak günlük 20 gr. protein, 15-20 mg. demir, 500 mg. kalsiyum ve ortalama 300 kalorilik enerji alınması gereklidir.

Kalori ihtiyacınızı karşılamak için tabii ki karbonhidratlı ve yağlı yiyecekler tüketilmelidir. Ancak, yağlı ve tatlı yiyecekler günlük öğünün %7’sinden az olmalıdır. Hamur işi gıdaları da ancak düşük miktarlarda tüketmelisiniz. Buna karşın, aşırı kilo almayı önlemek için karbonhidratlı besinleri diyetten tamamen çıkarmak da yanlıştır. Eğer karbonhidratlar yetersiz alınırsa vücudunuz enerji sağlamak için proteinleri ve yağları yakmaya başlar. Böyle bir durumda 2 sonuç ortaya çıkabilir. Birincisi bebeğinizin beyin ve sinir sistemi gelişimini sağlayacak yeterli protein olmaz, ikincisi ise ketonlar ortaya çıkar.

Ketonlar yağ metabolizmasının ürünü olan asitlerdir ve bebeğin asit baz dengesini bozarak beyin gelişimini olumsuz yönde etkileyebilirler. Bu nedenle hamilelikte karbonhidrattan fakir diyet önerilmez. Pirinç, un, bulgur biri kompleks karbonhidrat kaynakları anne için enerji kaynağı olmanın yanı sıra B grup vitaminleri ve çinko, selenyum, krom, magnezyum gibi eser elementleri bol miktarda ihtiva ederler. Karbonhidratlar fazla miktarda tüketildiğinde ise bebek açısından ekstra bir yarar sağlamadıkları gibi sadece anne adayının aşırı kilo almasına neden olurlar.

Proteinler hücrelerin temel yapı taşlarıdırlar ve amino asit denilen yapılardan oluşurlar. Amino asitlerin bir kısmı vücutta diğer maddelerden üretilebilirken esansiyel amino asit adı verilen bazıları vücutta üretilemez ve mutlaka besinler yolu ile dışarıdan alınmaları gerekir. Hayvansal proteinler tüm esansiyel amino asitleri içerdiğinden komplet proteinler olarak adlandırılırlar ve beslenmede son derece önemlidirler. Proteinleri saç telinden tırnağa kadar vücutta bulunan tüm hücrelerin yapı taşı oldukları gibi beyin ve sinir sisteminin gelişimi içinde yaşamsal öneme sahiptirler. Bu nedenle hamile kadınların günde 60-80 gram protein almaları önemlidir.

Proteinin ana kaynağı hayvansal gıdalardır. Et, kümes hayvanları ve balık komplet proteinler içerirler. Bunun yanı sıra süt ve süt ürünleri de hayvansal protein gereksiniminin karşılanması açısından yeterli olabilir. Bitkisel ve hayvansal proteinler eşit oranlarda tüketilmelidir. Protein gereksinimi her gün 1 yumurta, 2 bardak süt, süt ürünleri, baklagiller (fasulye, mercimek, barbunya vb) ve et ürünleri (haftada en az bir kez) ile karşılanabilir. Kırmızı etin yağlı olmamasına dikkat etmek gerekir. Günde içilen 2 bardak süt bebeğe gerekli kalsiyumu karşılamakta da yeterlidir. Laktoz intoleransı nedeniyle süt içemeyenler bunun yerine peynir ya da yoğurt yiyebilir.

Fazladan Alınması Gerekenler

Doktorunuz size gebeliğinizin 4. ayından itibaren demir ilacı ve gerekli gördüğü taktirde vitamin önerecektir. Eğer, anemik (kansızlık) iseniz demir preparatları gebeliğin başından itibaren verilebilir. Siz de gebelikte artan demir gereksinimini karşılamak için pekmez, kuru üzüm, kırmızı et, yumurta, kuru baklagillerden zengin gıdaların tüketilmesine önem vermelisiniz. Erken gebelikte demir vermenin tek sakıncası mide şikayetlerinden dolayı bulantı-kusma yakınmalarını artırabilmesidir. Hasta tolere edebildiği sürece verilmesinde sakınca yoktur. Normal koşullarda dengeli beslendiğiniz taktirde dışarıdan vitamin verilmesi gerekli olmayabilir. Doktorunuz sizin için vitamin desteğinin gerekli olup olmadığına sizin beslenme alışkanlığınızı değerlendirdikten sonra karar verecektir.

Sıvı Alımı

En önemli konulardan biri de gebelik boyunca bol bol sıvı almaktır. Yeterince sıvı almak, özellikle gebelikte sık görülen idrar yolu enfeksiyonu, erken doğum tehdidi, bebeğin içinde bulunduğu sıvının azalması (oligohidramniyoz) gibi durumlarda faydalıdır. Özellikle, yaz günlerinde fazladan sıvı kaybı olduğu için yazın sıvı alımını daha da arttırmalısınız. Bol sıvı yanında posalı (lifli) gıdaların da tüketilmesi gebelikte sık görülen kabızlık şikayetlerini azaltır. Lifli gıdalar kepekli ekmek, yulaf ezmesi, barbunya, kepekli makarnalar, kayısı, kuru üzüm, bezelye, pırasa, esmer pirinç, ahududu ve kuruyemişte bol miktarda vardır.

Nelere Dikkat Etmeliyim

* Gebe kalmayı düşündüğünüz aylarda, bebeğe zarar verebilecek etkilerden uzak durmalısınız.
* Tüm gebelik boyunca ve özellikle ilk 3 ayda sigara, alkol ve doktorunuzdan habersiz tüm ilaçlardan sakınınız.
* Tüm gebelik boyunca kedi – köpek dışkısı, çiğ etten uzak durunuz.
* Salata gibi çiğ yenen sebzelerin çok iyi yıkandığından emin olunuz.
* Toprakla uğraşırken mutlaka eldiven giyiniz.
* Çiğ olarak ya da tütsülenerek tüketilen deniz ürünlerinden uzak durunuz.
* Aşırı doz A vitamini bebek için zararlı olabilir. Bu nedenlerle, doktorunuzun önermediği vitaminleri kullanmayınız. Ayrıca, karaciğerde de yüksek doz A vitamin bulunduğundan fazla tüketmemeye dikkat ediniz.
* Asla pastörize edilmemiş süt içmeyiniz. Kullandığınız peynir ve diğer süt ürünlerin de pastörize edilmiş sütten yapıldığından emin olunuz.
* Hazırlanışı ve saklanışı konusunda emin olmadığınız hiçbir besin maddesini yemeyiniz.
* Aldığınız gıdaların taze olmasına dikkat edin. Konserve, beklemiş gıdalar ve içinde katkı maddeleri bulunarak saklanan gıdalar yerine taze ve doğal maddeleri tüketmeye özen gösteriniz.
* Yediğiniz gıdalarda “çeşitliliğe” önem veriniz.
* Çay, kahve, kola gibi kafein içeren içeceklerin tüketimini sınırlayınız. Günde 2-3 fincandan fazlası kullanmayınız.
* Tuz gereksiniminizi iyotlu tuzla karşılayınız. Şiddetli iyot eksikliği bebekte zeka geriliğine yol açabilir. Aşırı iyot alımı ise fetal tiroid bezini baskılayarak fetusta guatra neden olabilir.

Gebelikte rejim yapmak kesinlikle yasaktır!

Gebelik süresince sigara ve alkollü içkilerden uzak durunuz! Gebelikte kaç kilo almalıyım?

Genel olarak alınması gebelik boyunca alınması gereken kiloyu 11-13 kg olarak söyleriz. Ancak, bu kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Gebelikteki ideal kilo artışı hamilelik öncesi kilonuzla ve yaşınızla direk ilişkilidir. Zayıf hastalarda daha fazla kilo alımı normal kabul edilirken kilolu hastalarda daha az kilo alımı normaldir. Fazla kilo almak bebeğinizin de kilolu olacağını göstermez.

Gebelik öncesi kilonuz normal sınırlarda kabul ediliyorsa (vücut kitle indeksi (VKI) 20-25 arasında) gebelik süresince 11.5-16 kilo arasında almış olmanız normaldir. İlk 3 ayda kilo artışı genellikle yavaştır, hatta kusmaları olan gebelerde kilo kaybetmek de normal kabul edilebilir.

Gebelik öncesi vücut kitle indeksiniz 20′nin altındaysa “zayıf” kabul edilirsiniz ve gebelik süresince normal kilolu olanlara göre daha fazla kilo almanız önerilir. Bu durumda tüm hamilelik süresince 13-18 kilo arasında almanız beklenir.

Gebelik öncesi vücut kitle indeksiniz 26-29 arasında ise “fazla kilolu” grubuna girersiniz. bu durumda tüm hamileliğinizde 7-11.5 kilo arasında almanızı önerilir.

Vücut kitle indeksi 29’un üzerinde olanlar “aşırı obes” kabul edilir ve gebelik sonunda 7 kilodan az kilo almalıdır.

Bu anlatılanlar önerilen ideal kilo alımıdır. Ancak, unutmamak gerekir ki herkes için standart bir reçete uygulamak mümkün değildir ve ayrıca gerekli de değildir. Doktorunuz takipleriniz sırasında uygun gördüğü şekilde sizi bu konuda yönlendirecektir.

Yorum Yazın 31.08.2009

Adet düzensizliği nedenleri

Soru: Adetlerimin düzensiz olduğunu düşünüyorum. Adet düzenini izlemek için nelere dikkat etmem gerekiyor?

Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ümit Kaya yanıtlıyor:

“Adet görmeyle ilgili düzensizliklerin ihmal edilmemesi gerekiyor. Aksi halde erken tanıyla tedavi edilebilecek birçok hastalık ilerleyebiliyor, kanser gibi erken tanısı çok önemli olan hastalıklar da atlanabiliyor.

Üreme çağındaki kadınlarda görülen adet düzensizlikleri, başta hormonal bozukluklar olmak üzere miyom, polip, kist gibi iyi huylu oluşumların habercisi olabildiği gibi enfeksiyon ve kanserin de belirtisi olabiliyor.

Hastalar genellikle 28-30 günde bir adet görüldüğünü belirtiliyor. Bazı kadınlarda bu düzen 1 hafta önce veya 1 hafta geç olarak görülür ki bu da normal sayılmaktadır.

Adet düzenini izlemek için son adetin ilk günü ile gelecek adetin ilk günü arasındaki zaman dilimine dikkat edilmesi gerekiyor. Üreme çağında bir kadının yumurtalıkları her ay bir yumurta üretir. Eğer kadın o ay gebe kalmazsa (ki bu yaklaşık geçen adetin birinci gününden itibaren 14.-16. günler civarıdır) gebeliğe hazırlanmış rahim içi zarı adet kanaması olarak dışarı dökülür. Bu dökülme kanaması 4-5 gün sürer ve adet kanaması olarak adlandırılır. Eğer bir kadın 22 günden erken ya da 40 günden geç adet görüyorsa düzensizlikten söz edilebilir.

Adet düzensizliğinin nedeninin belirlenmesinde kanamanın miktarı da büyük önem taşıyor. Adetlerin hiçbir düzeni yoksa, sürekli kanıyor veya uzun süre hiç kanamıyorsa bu durumu düzensizlik olarak değerlendirmek gerekmektedir. Miktar olarak çok az veya aşırıysa bu da bir düzensizliktir. Kanamanın çok olması 7 günden uzun süren ve gün içinde aşırı pet değişimine sebep olan, parçalar içeren adetleri kapsar. Bu tip kanamalar genellikle hastalarda kansızlığa da sebep olur. Az adet kanaması bir gün süren ve pet değiştirmeye bile gerek bırakmayan kanamalardır. Hormonal nedenlerle olabileceği gibi enfeksiyona bağlı da olabilir. Kürtaj veya bazen sezaryen ameliyatı sonrası da ortaya çıkabilir.

Soru: Adetlerimin düzensiz olduğunu düşünüyorum. Adet düzenini izlemek için nelere dikkat etmem gerekiyor?

Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ümit Kaya yanıtlıyor:

“Adet görmeyle ilgili düzensizliklerin ihmal edilmemesi gerekiyor. Aksi halde erken tanıyla tedavi edilebilecek birçok hastalık ilerleyebiliyor, kanser gibi erken tanısı çok önemli olan hastalıklar da atlanabiliyor.

Üreme çağındaki kadınlarda görülen adet düzensizlikleri, başta hormonal bozukluklar olmak üzere miyom, polip, kist gibi iyi huylu oluşumların habercisi olabildiği gibi enfeksiyon ve kanserin de belirtisi olabiliyor.

Hastalar genellikle 28-30 günde bir adet görüldüğünü belirtiliyor. Bazı kadınlarda bu düzen 1 hafta önce veya 1 hafta geç olarak görülür ki bu da normal sayılmaktadır.

Adet düzenini izlemek için son adetin ilk günü ile gelecek adetin ilk günü arasındaki zaman dilimine dikkat edilmesi gerekiyor. Üreme çağında bir kadının yumurtalıkları her ay bir yumurta üretir. Eğer kadın o ay gebe kalmazsa (ki bu yaklaşık geçen adetin birinci gününden itibaren 14.-16. günler civarıdır) gebeliğe hazırlanmış rahim içi zarı adet kanaması olarak dışarı dökülür. Bu dökülme kanaması 4-5 gün sürer ve adet kanaması olarak adlandırılır. Eğer bir kadın 22 günden erken ya da 40 günden geç adet görüyorsa düzensizlikten söz edilebilir.

Adet düzensizliğinin nedeninin belirlenmesinde kanamanın miktarı da büyük önem taşıyor. Adetlerin hiçbir düzeni yoksa, sürekli kanıyor veya uzun süre hiç kanamıyorsa bu durumu düzensizlik olarak değerlendirmek gerekmektedir. Miktar olarak çok az veya aşırıysa bu da bir düzensizliktir. Kanamanın çok olması 7 günden uzun süren ve gün içinde aşırı pet değişimine sebep olan, parçalar içeren adetleri kapsar. Bu tip kanamalar genellikle hastalarda kansızlığa da sebep olur. Az adet kanaması bir gün süren ve pet değiştirmeye bile gerek bırakmayan kanamalardır. Hormonal nedenlerle olabileceği gibi enfeksiyona bağlı da olabilir. Kürtaj veya bazen sezaryen ameliyatı sonrası da ortaya çıkabilir.

Yorum Yazın 31.08.2009

Kadın Organlarının Kanser Hastalıkları

Kadınlık organlarının herbirine ait, değişik dokulardan kaynaklanan pek çok kanser tanımlanmıştır. Kadın genital kanserlerinin bir kısmı, erken bulgu vermeleri ve tarama yöntemleri sayesinde erken tanı ve tedavisi mümkün olan hastalıklardır. Vücudun dış kısmından içeriye doğru kadınlık organları ve bunlara ait en çok rastlanılan kanserler aşağıdaki gibi sıralanabilirler;

1. Vulva (vajina veya hazne girişi)
2. Vajina (hazne)
3. Serviks (rahim ağzı)
4. Uterus (rahim)
5. Endometrium (rahim içi)
6. Tuba uterina (tüpler)
7. Over (yumurtalık)

Bu organların her birinden kaynaklanan onlarca kanser sayılabilir. Tüm bu kanserlerin bazı ortak özellikleri vardır. Bunlar;

* Yaşlandıkça daha sık görülürler
* Bazılarının doğum ve emzirme ile ilişkileri vardır
* Anormal kanama, iyileşmeyen yara veya ülserler ve inatçı kaşıntılar ilk bulgular olabilir
* Hormonlar bazı kadın kanserlerin oluşumunda önemli rol oynarlar
* Bazı tarama yöntemleri (pap-test, smear) ile (özellikle rahim ağzı kanserinde) erken tanı konulabilir

Yorum Yazın 31.08.2009

Menapoz ve yüksek tansiyon

Uzmanlar menopoza kadar kan basıncı normal ya da düşük giden bayanların birçoğunda menopoz sonrası kan basıncı yüksekliği görüldüğünü belirtiyor.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Nefroloji Ünitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Arıcı, “kadınlık hormonu” adı verilen östrojenin damar duvarını genişletmesi nedeniyle kadınlarda menopoz dönemine kadar damar sağlığının iyi gittiğini ancak menopozdan sonra bu koruyucu etki ortadan kalktığı için yüksek tansiyon hastalığının ortaya çıkabildiğini söyledi.

Kadınlarda menopoz sonrası görülen yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıklarıyla ilgili bilgi veren Arıcı, “kadınlık hormonu” adı verilen östrojenin damar duvarını genişlettiğini, bu nedenle bu döneme kadar damar sağlığının iyi gitmesinde bu hormonun koruyucu bir rolü olduğunu söyledi.

Arıcı, menopozla birlikte östrojen hormonunun azalmasının, bu koruyucu etkiyi ortadan kaldırdığını belirterek, bu nedenle menopoza kadar kan basıncı normal ya da düşük giden bayanların birçoğunda menopoz sonrası kan basıncı yüksekliği görüldüğünü söyledi.

Kalp Hastalığınıda Artırıyor

Damar duvarı üzerindeki koruyucu etkinin kalkmasının kadınlarda menopoz sonrası kalp hastalığını da önemli ölçüde artırdığını anlatan Arıcı, kadın ölümlerinde en önemli nedenlerden birinin de kardiyovasküler hastalıklar olduğunu belirtti. Arıcı, “Menopoz öncesi ve sonrası diye bakıldığında, menopoz sonrasında kadınların riski erkeklerle eşdeğer hatta daha fazla hale geliyor. Halbuki menopoz öncesinde kadınların kardiyovasküler nedenlerden ölümü erkeklere göre daha az” dedi.

Modern yaşamın hormonal denge üzerinde olumsuz etkileri bulunduğunu kaydeden Arıcı, bunun kariyer kaygısı ya da stres nedeniyle olabildiğini söyledi.

Stres faktörüyle birlikte kadınlarda sigara tüketiminin de arttığına dikkati çeken Arıcı, “Modern hayatın stresini azaltamayız ya da kariyer beklentisini yok edemeyiz, bunlar değiştirilemez. Ama değiştirilebilir faktörlere dikkat edilmesi, ilerleyen yaşlarda sorun yaşanması riskini ortadan kaldıracaktır” dedi.

Arıcı, son yıllardaki bazı çalışmaların, menopoz sonrası hormon desteği tedavisinin kalp-damar hastalığı riskini azaltmadığını, hatta bazı çalışmaların bu ilaçların riski arttırdığını ortaya koyduğunu söyledi. Bu nedenle menopoz sonrası dönemde hormon desteği tedavisinin önerilmediğini bildiren Arıcı, şu tavsiyelerde bulundu:

Menopoza doğru gidişte yaşam tarzı değiştirilerek, menopoz sonrası yaşanabilecek risklere hazırlıklı olunmalı,

-Menopoz yaklaştıkça egzersizler artırılmalı, kilo alınmamalı, ideal kiloya gelinmeye çalışılmalı,

-Tuz tüketimi azaltılmalı,

-Sigara tiryakileri, sigarayı mutlaka bırakmalı.”

Yorum Yazın 31.08.2009

Doğum öncesi yapılması gereken testler

Girişimsel ya da invazif tanı testleri az da olsa anne ya da bebek için risk taşıyan yöntemlerdir. Bu nedenle, rutin olarak uygulanmazlar ancak risk varlığı belirlenirse yapılması önerilir. Bu testler arasında; koryon villus biyopsisi, amniyosentez, kordosentez, fetal doku örneklemesi bulunur.

Amniyosentez

Karından bir ince iğneyle ultrason eşliğinde amniyon kesesine girilir. Yaklaşık 20 ml amniyon sıvısı enjektör ile çekilir. Tecrübeli ellerle yapıldığında oldukça ağrısız ve bebek için riskleri azdır.

Amniyosentez, farklı amaçlarla ve gebeliğin farklı dönemlerinde yapılabilir. Gebeliğin 11-14. haftalarında (erken amniyosentez) ve 15-20. haftaları arasında genetik amaçlı olarak yapılır. Bunun dışında, bebeği etkiyebilecek enfeksiyonların tanısında, kan uyuşmazlığı olan gebelerde bebeğin etkilenip etkilenmediğin araştırmak amacıyla gebeliğin herhangi bir döneminde yapılır. Son olarak, riskli gebelik nedeniyle erken doğurtmak gereken gebelerde bebeğin akciğerlerinin gelişip gelişmediğini anlamak üzere gebeliğin 3. trimesterinde yapılabilir.

Klasik genetik amaçlı amniyosentez (AS) genellikle 15-20 hafta arasında yapılır. Bu dönemde güvenilirliği fazladır ve %99 tanısal doğruluk söz konusudur. Yaklaşık 20 ml amniyon sıvı örneği alınır. Alınan sıvıda fetusa ait hücreler vardır. Bunlar kültür ortamında çoğaltılır ve genetik inceleme yapılır. Kültürde hücrelerin üremesi beklendiğinden sonuç yaklaşık 3 hafta sonra alınır. %1 olguda kesin tanıya ulaşılamayabilir. Minör komplikasyonlar seyrektir. Transvajinal lekelenme, amniyon sıvı sızıntısı gibi bu komplikasyonlar %1-2 civarındadır. Daha riskli olan koryoamniyonit (plasenta ve zarların enfeksiyonu) ise 1/1000’den azdır. Hücre kültürü başarısızlığı da nadirdir ancak, fetusun anormal olduğu durumlarda daha sıktır. Fetal kayıp oranı %0,5’dir. Bazı kayıpların var olan anomalilere bağlı olduğu ve AS yapılmasa da gerçekleşeceği varsayılmaktadır. Bu anomaliler arasında plasentanın erken ayrılması, anormal plasental yerleşim, rahim anomalileri ve enfeksiyon sayılabilir. Bir çalışmada AS sonrası kayıpların %12’sinin önceden var olan enfeksiyona bağlı olduğu gösterilmiştir.

Erken amniyosentez gebeliğin 11-14. haftalarında yapılır. Teknik geleneksel AS ile aynıdır ancak, zarların uterus duvarlarına birleşimi tam olmadığı için kesenin ponksiyonu güç olabilir. Alınan amniyon sıvısı miktarı da daha azdır ve genellikle her hafta için 1 ml olarak hesaplanır. Komplikasyon ve gebelik kaybı oranları geleneksel AS’e göre daha fazladır. Deneyimli kişilerce yapılsa da gebelik kaybı oranı %2,5’tur (geleneksel AS’de %0,5-0,7). Pozisyonel ayak deformiteleri de daha sıktır. Bu deformasyonlar alınan sıvının sıvı azlığına neden olması ve rahim duvarlarının baskısı sonucu ya da ayağın damarsal kaynaklarının haraplanmasına bağlı olduğu düşünülmektedir. Ayrıca, erken AS’de hücre kültürü başarısızlıkları da daha sıktır. Bu nedenle, çoğu merkezde yapılmamaktadır.

Koryon Villüs Biyopsisi (Örneklemesi)

Yapılma nedenleri, hücre veya dokudan çok amniyon sıvısının analizini gerektiren durumlar haricinde amniyosentez ile aynıdır. Esas avantajı daha erken gebelikte yapılabilmesi ve anormal çıktığında gebeliğin sonlandırılmasının daha güvenilir yöntemlerle yapılmasına olanak tanımasıdır. Genellikle 10-13 haftada yapılır. Koryon villüsler ileride plasentayı oluşturacak yapıdır. Villüsler, transabdominal (karından), transservikal (rahim ağzı kanalından) veya transvajinal (vajenden) yolla elde edilebilir. Gebeliğin daha ileri dönemlerinde şiddetli amniyon sıvı azlığı ile birlikte bir fetal anomali saptanırsa transabdominal yol tercih edilir. Relatif kontrendikasyonları (yapılmasına engel durumlar), vajinal kanama veya lekelenme, rahimin aşırı öne veya arkaya doğru dönük olması ve hastanın vücut yapısı nedeniyle rahmin veya içeriğinin ultrason ile net görüntülenememesidir. Aktif enfeksiyon da kontrendikasyondur. Riskleri amniyosentez ile benzerdir.

Koryon villüs biyopsisi ile kol ve bacaklarda defektler, ağız ve çenede defektler bildirilmiştir. Ancak, bu defektler daha çok 9 haftadan önce yapılan koryon villüs örneklemesi olgularında görülür. Ayrıca, koryon villüs biyopsisinde sonuç verememe riski amniyosenteze göre daha fazladır.

Kordosentez

Bebeğin göbek kordonundan ultrason eşliğinde kan alınma işlemidir ve spesifik fetal endikasyonlarda rutin prosedür haline gelmiştir. Bu endikasyonlar arasında fetal anormalliklerin, şiddetli büyüme geriliğinin, konjenital enfeksiyonun, trombosit azlığının, fetal aneminin, kan uyuşmazlığında fetusun etkilenme derecesinin saptanması, hidropsun (fetusun vücut boşluklarında sıvı birikmesi), ikizden ikize kan geçişi sendromunun ve belirli genetik hastalıkların değerlendirilmesi sayılabilir. Koryon villüs örneklemesi ve amniyosentez sonuçları yetersiz olduğunda veya hızlı tanı gerektiğinde 824-48 saatte sonuç verebilir) genetik inceleme amaçlı da yapılabilir.

Risklerin çoğu amniyosentez ile benzerdir ama daha riskli ve uygulaması deneyim isteyen bir metottur. Amniyosentez kadar yaygın uygulanmaz. Özgün riskler arasında en sık göbek kordonundan kanama (%50), hematom (%17), ve fetal kalp hızında yavaşlama sayılabiir. Komplikasyonların çoğu geçicidir ancak, fetal ölüme yol açabilir. Prosedüre bağlı gebelik kayıp oranı %2,7’dir. Oran, yapılma nedeniyle de ilişkilidir (şiddetli büyüme geriliğinde ve anomalili fetuslarda daha fazla).

Fetal Doku Biyopsisi

Nadir kullanılan bir yöntemdir. Bazı kalıtımsal cilt hastalıklarında fetustan cilt biyopsisi, kas hastalıklarında kas biyopsisi alınabilir.

Yorum Yazın 31.08.2009

Sonraki Yazılar nceki Yazılar