Arşiv : Ağustos, 2009

Erken Menopozda ‘ilik nakli’ Mucizesi

Prof. Dr. Kutluk Oktay, dünyada bir ilki gerçekleştirecek. Erken menopoza girmiş bir hastaya, ikiz olmayan ancak ilik nakli sayesinde genetik yapısı benzeyen kız kardeşinden yumurta nakli yapılacak.

Ayşegül Aydoğan

Cornell Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kutluk Oktay, dünyaca tanınmasını sağlayan, kanser veya başka nedenlerle erken menopoza giren kadınlarda uyguladığı “kol ya da karın derisi altına yumurtalık dokusu nakli” çalışmalarından sonra tıp dünyasında yine adından söz ettirecek bir uygulamaya hazırlanıyor.

Prof. Dr. Oktay, yılda birkaç kez hasta görmek için geldiği Türkiye’de kanser tedavisi görmüş bir hastada gerçekleştireceği yöntemle bir ilke daha imza atacak. Bugüne kadar kadının sadece kendisinden ya da genetik yapısı aynı olan ikiz kız kardeşinden yapılabilen “yumurta dokusu naklini” ikiz olmayan bir kız kardeşten yapmayı planlayan Prof. Dr. Oktay, bu çalışmasını gerçekleştirirse “dünyada ilk kez ikiz kardeşten olmayan yumurtalık nakli” ile literatüre girecek.

Kanser tedavisi görmüş

Bugüne kadar yumurtalık naklinin genetik yapının aynı olması durumunda yapıldığını anlatan Prof. Dr. Oktay, bu nedenle kişinin kendisinden alınan dokunun dondurulduktan sonra geri verildiğini hatırlattı. Son zamanlarda genetik yapıları aynı olan ikiz kardeşler arasında da naklin yapılmaya başlandığını belirten Prof. Dr. Oktay şunları söyledi:

“Ama bu nakil kardeşler arasında mümkün değildi çünkü genetik olarak farklılıklar var. Türkiye’ye bu gelişimde ilginç bir hasta gördüm. Çocukluk yaşlarında bir tür kan kanserine yakalanan bu hasta, kemik iliği nakli öncesi kemoterapi yapılmış. O dönem kemik iliğini kız kardeşinden almış. İlginç bir şekilde yüzde 99.9 genetik olarak aynı genetik yapıya sahip oldukları saptanmış. Şimdi ikisi de 30′lu yaşlarda. Kanser tedavisi gören hasta, bu tedaviler nedeniyle erken menopoza girmiş.”

Kendi yumurtası gibi

Kemik iliği nakli yapıldığında kemik iliğini alan kişinin kan grubunun veren kişininkine dönüştüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Oktay, şöyle devam etti:

“Bu kardeşler arasında da ikiz olmamalarına rağmen ikizmiş gibi bir uyum oluşmuş. Hem kan grupları aynı hem de doku grupları ve genetik yapıları. Bir yönden hasta kendi yumurtalık dokusunu kendine veriyormuş gibi olacak. Bu hastanın tek şansı, kardeşinden yumurtalık dokusunu alıp nakledebilmek.”

Nasıl Yapılacak

Yumurtalık dondurulmayacak. Hastanın kız kardeşinden laparoskopi yardımıyla yumurtalık dokusu parçaları alınacak ve menopoza giren hastanın yumurtalık dokusuna ekildikten sonra yaklaşık üç ay içinde verimli hale gelecek.

Yorum Yazın 31.08.2009

Myomlar

Myoma Uteri ve Fibromyoma yada Fibroid rahimin kendisinin veya damarlarının düz kaslarından veya içindeki bağdokusundan, gelişen iyi huylu bir tümördür. Doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık 2/5’inde ve en çok 40 ve 50’li yaş gruplarındaki kadınlarda izlenmektedir. Çocuk istemi olan kadınlarda myom bulunması daha özel ve dikkatli takibi gerektiren bir durumdur.

Risk Faktörleri Nelerdir

Myomların oluşması için çeşitli risk faktörleri araştırılmıştır. En önemli risk faktörleri; hiç doğum yapmamış olmak, yumurtlamanın olmamasına bağlı olarak gelişen karşılanmamış östrojen yapımı, şişmanlık ve ırktır. İdeal vücut ağırlığının üzerindeki her 10 kilogram için risk %10 artmaktadır. Beyaz kadınlarda siyah ırka göre yaklaşık 4 kat daha sık görülmektedir. Myomu olan hastalarda genellikle ailenin diğer kadınlarında da miyom vardır. Bu da myomların gelişiminde bazı kalıtsal faktörlerin rol oynamasına bağlıdır. Bazı çalışmalarda myomu olan kadınlarda bazı kromozomlardaki kırılmaların daha sık görüldüğü belirlenmiştir. Rahimde myom gelişimi riskini azaltan en önemli faktör ise doğum kontrol hapı kullanımıdır.

Myom Nedenleri Nelerdir

Myom gelişimini başlatan faktörler henüz kesin olarak bilinmemektedir. Myom gelişimi ile hormonların bağlantısı olduğunu gösteren kanıtlar vardır :

* Ergenlik öncesi myom gelişimi çok nadirdir.
* En sık rastlandığı dönem yumurtlamanın bozulduğu, östrojen üretiminin karşılanmadığı menopoz öncesi 40’lı yaşlardır.
* Menopozdan sonra myomların büyümeleri durur veya geriler.
* Myomlara östrojen fazlalığına bağlı olarak gelişen diğer hastalıklar yani yumurtlama bozuklukları, hiperplazi (rahim iç duvarının kalınlaşması) ve polipler eşlik eder.
* Myomlar kadınlık hormonlarından progesteronun yüksek olduğu gebelik döneminde hızlı büyürler.
* Kadınlık hormonlarını baskılayan ve adeta menopoza benzer durum yaratan ilaçlar myomları küçültür.

Myom Çeşitleri Nelerdir

Myomlar rahimin değişik bölgelerinde bulunabilir. Rahimi tamamen büyüten myomlar olduğu gibi, rahim boşluğuna uzanan myomlar (submüköz myom), rahim duvarı dışına uzanan myomlar (subseröz myom) ve hem rahim duvarını kalınlaştıran hem de rahim boşluğuna doğru uzanan myomlar (intramural myom) gelişebilir. Bazı hastalarda tek bir myom mevcutken bazılarında çok sayıda myom görülebilir. Myomlar çok büyük çaplara ulaşabilir ve bazı durumlarda göbeğe kadar uzanan büyüklükte bir ur oluşturacak kadar büyürler.

Rahim boşluğuna doğru gelişen myomlar rahim yüzeyini arttırdıkları ve düzensiz rahim duvarı dökülmelerine yol açtıkları için adet (regl) kanamalarının artması, uzaması veya düzensiz kanamalar olması şeklinde belirti verebilirler. Myomların hızlı büyümesi durumunda myomların damarları ile beslenmesi bozulur ve myomlarda dejeneratif değişiklikler ortaya çıkar. Bu dejeneratif değişiklikler kendini özellikle ağrı ile ortaya çıkarır. Bazı myomlar rahim duvarına ince bir sap ile bağlıdırlar ve bu sapın kendi etrafında dönmesi (torsiyon) nedeniyle beslenmeleri bozulur ve ağrı şikayeti ve hatta daha ileri hallerde acil hastaneye başvurmayı gerektirecek belirtiler verebilirler.

Rahim boşluğundan gelişen bazı myomlar ise rahim ağzını geçerek hazneye (vajene) doğru uzanırlar (vajene doğmuş myom).

Myomlarda Görülen Belirti ve Şikayetler Nelerdir

Normal kadın doğum muayenesinde myom tespit edilen hastaların hemen endişelenmeleri ve korkulara kapılmaları gereksizdir. Kadınlarda oldukça sık görülen myomlar her zaman bir belirti vermeyebilir. Myomu olan kadınların sadece %20-30’unda myoma bağlı şikayetler ortaya çıkar. Bu nedenle tüm myomların tedavi edilmesi gerekmemektedir, myomların çoğunda düzenli aralıklarla 6-12 ayda bir kadın doğum kontrollerinin yapılması yeterlidir.

Myom Tedavisi Nasıl Yapılır

Myomların klasik tedavisi cerrahi olarak çıkarılmalarıdır. Ancak bu klasik tanım son zamanlarda (myoma bağlanan ve tıbbi yolla ilaç ve diğer ameliyat dışında kalan yöntemlerle düzeltilemeyen) yakınması olmayan hastaların ameliyat edilmemesi şeklinde özetlenmektedir.

Klasik olarak aşağıdaki durumlarda myomların tedavisi gerekmektedir:

1. Myoma bağlı olarak kanama, ağrı veya mesane (idrar torbası) veya makata baskı olması
2. Menopoza girilmesine rağmen myomda büyüme
3. İdrar yollarına baskı ve idrar akışında güçlük ortaya çıkması
4. Myomun kendi sapı etrafında dönmesi (torsiyon)
5. Myoma bağlı olarak karın boşluğunda sıvı toplanması
6. Myomda bozulmaya bağlı (dejeneratif) değişiklikler ile ortaya çıkan akut karın tablosu (bulantı, kusma, karında hassasiyet, gaz çıkarmada güçlük)
7. Rahim ağzından hazneye uzanan myom (vajene doğmuş myom)
8. Myomun rahimi üç aylık gebelik büyüklüğünden daha fazla büyütmesi
9. Çocuk olmasına myomun engel olduğu durumlar

Gebelik ve Myom

Gebeliklerin %3’ünde gebelikle birlikte myom da tespit edildiği bildirilmektedir. Gebelikle birlikte myom bulunduğu hallerde myomun büyüklüğü ve rahimde yerleşmiş olduğu yere bağlı olarak düşükler, erken doğum, eşin (plasenta) erken ayrılması, doğum sonu kanama gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Myoma bağlı kanamalar uzun sürerse kansızlığa yol açabilir.

Bir çok myomlu kadının hastaneye geliş nedeni uzamış, artmış veya düzensizleşmiş adet kanamaları ve kansızlıktır. Çocuğu olmayan hastalarda da myomlar büyüklüğü ve yerleşim yerine göre (bazı araştırma sonuçlarına göre rahimin herhangi bir yerindeki herhangi büyüklükteki tüm miyomlar) çocuk olmasını güçleştiren bir neden olarak karşımıza çıkabilir.

Myom Tedavisi

Myomların tedavisi cerrahidir. Myom cerrahi tedavisi öncesinde kadınlık hormonların baskılayıp adeta bir menopoz yaratarak myom çapında küçülmeye neden olan bazı hormonal ilaçlar kullanılabir. Bu ilaçların myomları küçültücü etkisi geçicidir, bu ilaçlar bırakıldıktan bir kaç ay sonra myomlar eski çaplarına dönerler.

Bu nedenle bu ilaçlar ancak cerrahi girişim öncesi bu cerrahi girişimi kolaylaştıracaksa verilebilir. Bu ilaçların menopoza ve menopozun getirdiği sorunlara (ateş basması, uykusuzluk, haznede kuruluk, kemiklerde zayıflama ve benzeri etkiler) yol açmaları nedeni ile sürekli kullanımı mümkün değildir.

Doğurganlığın korunmak istendiği hastalarda büyük bir çoğunlukla rahim korunarak sadece myom çıkarılabilir (myomektomi). Bu işlem myomun yeri, büyüklüğü ve hastanın genel durumu göz önünde bulundurularak açık ameliyat veya endoskopik yöntemler (laparoskopi) kullanılarak gerçekleştirilebilir. Çocuk olmaması nedeni ile myomlara cerrahi işlem uygulanılacak kişilerde cerrahinin getireceği yarar ile oluşturacağı yan etkiler iyice tartışılmalı ve ameliyata ona göre karar verilmelidir. Myomektomi ameliyatının istenmeyen etkileri rahim boşluğunda bozulma, yapışıklık veya karın içi yapışıklarla tüplerin etkilenmesidir.

Bu nedenle myomu olan ve çocuk isteyen hastalarda ameliyat öncesi tetkikler titizlikle yapılmalı (ultrasonografi, ilaçlı rahim filmi-HSG) ve ameliyatın yarar getireceği durumlarda cerrahi girişime karar verilmelidir.

Doğurganlık çağını geçmiş veya daha fazla çocuk istemeyen hastalarda ve rahimin korunmasının mümkün olamayacağı ileri derecede büyük myomlarda rahimin tümüyle alınması gerekebilir. Bu işlem de sıklıkla açık ameliyat şeklinde yapılır, uygun vakalar kapalı ameliyat (laparoskopi- endoskopi) ile gerçekleştirilir. Ameliyat öncesi hastaya myomların yerleri, rahimin büyüklüğü, ameliyat şekli, ameliyat sonrası görülebilecek durumlar ve ameliyat sonucu gelişebilecek olası durumlar gayet ayrıntılı bir şekilde açıklanmalıdır.

Rahimi alınan kadınlar eğer doğurganlık yaşlarında ise ve yumurtalıklarında herhangi bir anormallik yoksa yumurtalıklar ameliyat sırasında alınmaz ve bu hastalarda ameliyat sonrası menopoz belirtileri ortaya çıkmaz. Hastalara ameliyat sonrasında da yapılan ameliyat ve ameliyat sonrası nasıl bir takip planlandığı ayrıntılı olarak açıklanmalıdır. Rahimin alınması ameliyatı (histerektomi) sadece doğurganlığı sonlandıran bir işlemdir, hastanın cinsel yaşamını sürdürmesine engel olmaz.

Myomu kadın doğum muayenesi sırasında tesbit edilen herhangi bir şikayeti olmayan ve doktorları tarafından herhangi bir tedavi önerilmeyen hastaların endişelenmesine gerek yoktur. Bu hastaların aslında tüm kadınların da uygulaması gerektiği gibi 6-12 ay aralıklarla düzenli bir şekilde kadın doğum muayenelerini yaptırmaları gerekmektedir.

Hastaların çoğunda myomların zaman içerisinde kötü bir hastalığa dönüşeceğine dair korkular vardır. Myomlarda kanser gelişimi (leomyosarkom) oldukça düşük (1000’de 1-3 cıvarında) bir ihtimaldir, bu nedenle tüm myomların ameliyatla alınmasına gerek yoktur. Kadınlarda oldukça sık görülen bir hastalık olması nedeni ile kadınların myomlarla ilgili belirtilere dikkat etmeleri ve düzenli kontrolleri gereklidir.

Myom Belirtileri:

* Düzensiz veya aşırı kanama ve buna bağlı kansızlık
* Karında kitle
* Ağrı ve komşu organ rahatsızlıkları ( Mesane ve kalın bağırsak alışkanlıklarının değişmesi, sık idrar, kabızlık vb)
* Kısırlık, gebelik kaybı gibi doğurganlığın etkilendiği durumlar
* Myomun bozulmasına (dejenere olmasına) bağlı ani ağrı vb yakınmalarıdır.

Myomun Tedavi Seçenekleri

Myomda tedavi mutlaka kişiselleştirilmelidir. Menapoza girecek bir kadın bile rahminin korunmasını (risklerini bilerek) isteyebilir veya henüz doğurganlık çağındaki bir kadın tekrar ameliyat olabilme riskini göze almayıp tüm rahmin çıkarılmasını isteyebilir.

* Cerrahi tedavi açık yada endoskopik (Laparoskopi ve Histeroskopi) yöntemler kullanılırç Bu metodla tüm rahim çıkarılabilir (TAH veya LAVH) yada sadece myom çıkarılabilir (Myomektomi)
* İlaçla Tedavi geçici küçülme ve düzelme sağlamasına rağmen özel durumlarda kullanılabilir. Bu metodla GnRH analogları (geçici menapoz, progesteron türevleri ve levonorgesterol içeren rahim içi aletler ile kanamanın azaltılarak operasyon ihtiyacının azaltılması sağlanır.
* Diğer: Bu yöntemlerden bir kısmı araştırma aşmasında olup gelecekte daha sık ve kolay uygulanabilecekleri düşünülmektedir;

1. Myom damarlarının tıkanarak veya yakılarak myomun küçültülmesi veya şikayetlerin düzeltilmesi (selektif uteri arter embolizasyonu)
2. Endoskopik yöntemlerle myom içine girilerek elektrik akımı ile yakarak (elektromyolizis) veya dondurularak (kriomyolizis) myomun yok edilmesi.

Yorum Yazın 30.08.2009

Varis Kadınların Psikolojisini Bozuyor

Genellikle genetik belirti gösteren varisler nedeniyle, etek, mayo giyemeyen bir çok kadının psikolojisi bozuluyor. Varisler sadece görüntü olarak değil, kronik hale geldiğinde de hayatı zorlaştırıyor.

Bacaklarda en fazla görülen hastalıkların başında gelen varisler, bir çok kadının ortak derdi. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Özkökeli, kadınların yaşam kalitesini bozan varisin, etek, ince çorap ve mayo giyemeyen kadınların psikolojisinin bozulmasına neden olduğunu söyledi.

Yrd. Doç. Dr. Özkökeli, genellikle genetik belirti gösteren varisin, bacaklarda en fazla görülen hastalıkların başında geldiğini hatırlattı. Yrd. Doç. Dr. Mehmet Özkökeli, “Varisin yıllar içerisinde ihmal edilmesi, güç kaybına neden olabilecek kronik venöz ülserlerinin oluşumuna neden olur” dedi.

Yrd. Doç. Dr. Özkökeli, bacaklarda geçmeyen yaraların oluşumuna neden olan varisin, kanı kalbe taşıyan toplardamarda oluşan tıkanıklar ve aşırı basınç nedeniyle kalbe giden kanın geriye doğru kaçması sonucu bacaklardaki yüzeysel toplardamarların genişleyerek büklümlü bir hal almasından kaynaklandığını anlattı. Yrd. Doç. Dr. Özkökeli, “Ailesinde varis olan kişilerin, mutlaka kalp damar cerrahına görünmelerinde yarar var. Variste yapılacak erken teşhis, ‘istenmeyen ülser lezyonları’ denilen kronik venöz yetmezliklerinin oluşumunu önlemiş olur” dedi.

Varisin; fazla ayakta kalma, gebelik, aşırı kilo, bacaklarda önceden geçirilmiş herhangi bir damar iltihabı, doğum, aşırı sıcaklara maruz kalınması, sigara ve alkol, uzun süreli seyahat etmek, uzun süreli oturmak, sıkı pantalon ve çorap giyinmek ve spor yapılmaması durumunda ortaya çıktığını belirten Yardımcı Doç. Dr. Özkökeli, “Varis bacaklarda görüntü bozukluğu ve ödem oluşumuyla, şiddetli ağrılara, kramplara ve geçmeyen yaralara neden olur. Varis, genellikle bayanların yaşam kalitesini bozar. Etek, ince çorap ve mayo giyemeyen bayanlar psikolojik olarak da etkilenirler” dedi.

Varisin, birçok tedavi şekli bulunduğunu söyleyen Yardımcı Doç. Dr. Özkökeli, şöyle konuştu:

“Varis, erken teşhis durumunda genellikle ilaç tedavisi, ilerlemiş durumlarda ise cerrahi tedavi seçenekleri bulunan bir hastalık. Yeni başlamış varisler, iğne tedavisi ile de tedavi edilebilirler. Variste hastaya hangi tür tedavinin uygulanacağına, sadece kalp-damar cerrahı karar verebilir. Tedavi edilmemesi halinde bacaklarda yarattığı görüntü bozukluklarıyla yaşam kalitelerinin bozulmasına neden olur. Varis hastalarında yürüme, bisiklete binme ve yüzme gibi sporlar tedavide müsbet rol oynuyor.”

Yorum Yazın 30.08.2009

Sezeryan

Vajinal doğum sırasında vakum ya da forseps (kaşık) doğuma yardımcı olmak amacıyla kullanılmışsa buna müdahaleli doğum denir. Suni sancı verilmesi ve bebeği vajenden çıkışını kolaylaştırmak için epizyotomi (dikişli doğum) dediğimiz kontrollü kesinin yapılması da müdahaleli doğum olarak değerlendirilir.

Suni Sancı Nedir, Ne Zaman Verilir

Bebek normal boyutlarda doğum kanalı ya da kalça kemikleri müsait olsa da annenin rahim kasılmaları yetersiz ise o zaman doğum süresinin uzamasına bağlı riskler ortaya çıkabilir. Bu durumda, annenin rahim kasılmalarını güçlendirmek amacıyla halk arasında “suni sancı” denilen oksitosin hormonu serumla verilir. Bazen de doğum eylemi beklenen doğum zamanı geçmesine rağmen başlamayabilir ya da gebeliğe ait risklerden dolayı doğum sancılarının kendiliğinden başlaması beklenmeden doğumun gerçekleşmesi gerekebilir. Bu durumda da oksitosin verilir. Yani, oksitosin ya da suni sancı; eylemi başlatmak ve yetersiz eyleme yardımcı olmak şeklinde 2 temel amaçla kullanılır.

Oksitosin dışında su kesesinin doktor tarafından açılması da (amniyotomi) doğumun başlatılması ve eyleme yardım amacıyla kullanılır. Oksitosin, insan vücudunda yapılan bir hormondur ve birçok etkisi dışında en önemli fonksiyonu doğum sırasında rahimde kasılmaları sağlamaktır. Yanlış bir kanaat olarak suni sancının normal yolla başlayan sancılardan daha farklı olduğu düşünülür. Ancak, esasında mekanizma yetersiz olan doğal bir maddenin sentetik eşdeğerinin dışarıdan verilmesidir.

Suni sancı esasen doğal bir hormonun kullanılmasıdır ancak kullanımı sırasında belirli riskler vardır. En önemli risk, kontrolsüz veya aşırı oksitosin verilmesine bağlı rahmin aşırı kasılması ve arada olması gereken gevşeme periyotlarının olmamasıdır. Bu durum, fetusa plasentadan kan akışını engelleyeceğinden risklidir. Bu nedenle, suni sancı verilirken doktor ve hemşirelerin yakın kontrolünde uygulanması gerekir. Ayrıca, oksitosin verilmesi planlanan hastada baş-pelvis uygunsuzluğu ya da anormal geliş şekli gibi normal doğuma engel bir durumun olmaması gereklidir.

Sezaryen Nedenleri Nelerdir?

Doğum mekanizmasında anlatılan 3 temel faktör; itici güç, yol (doğum kanalı) ve yolcu (fetus) ile ilişkin herhangi anormal bir durum normal doğumun gerçekleşmesini engelleyebilir ve bebeğin sezaryenle alınmasını gerektirebilir. Bunun dışında annenin çeşitli hastalıkları, fetal sıkıntı (distres), bebeğin bir an önce doğurtulmasını gerektiren riskli gebelikler, psikolojik nedenler (annenin doğumdan korkması) sezaryen sebepleri arasında sayılabilir.

Pelvik Darlık, İri Bebek, Baş-Pelvis Uygunsuzluğu

Bebeğin normalden ( >4500 gr) iri olması (iri bebek) veya annenin kalça yapısının dar olması (dar pelvis) doğumu güçleştiren önemli nedenler arasındadır. Çok ciddi anormallikler dışında, muayene ile pelviste darlık saptanması doğumun gerçekleşmeyeceğini göstermez. Pelviste darlık olan bir anne adayının bebeği de küçük olabilir ve beklenmedik bir şekilde rahat doğabilir. Tersi de geçerlidir. Pelvisi oldukça müsait olan bir kadının bebeği normalden iri olabilir ya da doğum kanalına normalde girmesi gereken pozisyonların dışında bir pozisyonla girdiği için doğum gerçekleşemeyebilir. Bu nedenle, bu tür durumlar için, iri bebek ya da dar pelvisten çok baş-pelvis uygunsuzluğu terimi tercih edilir. Bu durum da genellikle gebeliğin son haftalarından ve hatta çoğu zaman doğum eylemi başlamadan önce saptanamaz. Hastalar bazen, ‘doktorum bana son ana kadar normal doğurman için bir sakınca yok demişti, ama son anda baş-pelvis uygunsuzluğu var bebeğin doğması güç veya imkansız olabilir dedi ve sezaryen yaptı, o zamana kadar sakınca yoktu da nasıl son anda normal doğum sakıncalı oldu’ şeklinde kendilerine yapılan müdahaleyi sorgulamaktadır. Ancak, yukarıda belirtilen nedenlerle böyle bir yaklaşım aslında gayet doğaldır ve sıklıkla görülebilir.

Baş-pelvis uygunsuzluğu sadece başın büyük veya kalçanın dar olmasına bağlı değildir. Bebek normal kiloda kalça oldukça müsait olabilir ama bebek istenen pozisyonda olmayabilir. Normal doğum mekanizmasında anlatıldığı gibi bebeğin sorunsuz doğum kanalında ilerleyebilmesi için belli pozisyonlarda pelvise girmesi ve belli manevraları yapması gerekir. Eğer, normal dışı bir pozisyonda girerse en küçük çaplarını doğum kanalına uyduramayacağı için doğum güçleşir veya gerçekleşemez, sezaryene almak gerekir.

Bebeğin Rahim Kanalına Baş Önde Gelmemesi

Anormal prezantasyonlar olarak adlandırılan bu durumlar arasında makat, oblik ve yan geliş sayılabilir. Baş dışı gelişler tüm gebeliklerin %5 civarında görülebilir. Makat geliş bazı koşullar sağlandığı taktirde mümkün olsa da anne ve bebek için riskleri arttırdığından sezaryen tercih edilebilir.

Çoğul Gebelikler

İkiz gebeliklerde her 2 bebek de baş ile doğum kanalına yönelmişse normal doğum denenebilir. Diğer tüm durumlarda sezaryen yapılması önerilir. İkizden daha fazla çoğul gebeliklerde ise sezaryen tercih edilir.

Fetal Sıkıntı (distres)

Yapılan doğum öncesi fetal iyilik testlerinde fetusun sıkıntıda olduğunu gösteren bulgular varsa veya normal doğuma bırakılan bir gebelikte bebeğin kalp atışlarında düşme olursa bu fetusun sıkıntıda olduğunu gösterir. Bu durumlarda bir an önce doğumu gerçekleştirmek ve bebeği normal doğum riskine bırakmamak gerekir. Bu nedenle, bu olgularda sezaryen önerilir.

Plasentanın Rahim Ağzını Kapatması

Plasenta previa denilen bu durumda normal doğum mümkün değildir. Plasenta previa gebelik sırasında yapılan ultrasonografide kolaylıkla saptanabilir. Bu durumda, normal doğum şansı vermeden direkt hastayı sezaryene almak gerekir, aksi taktirde doğum sancılarının başlaması ile hastayı ve bebeği riske atacak kanama söz konusu olabilir.

Plasentanın Erken Ayrılması

Normalde plasenta bebek doğduktan sonra rahimden ayrılır. Bir nedenle, bebek doğmadan rahimden erken ayrılması plasentadan beslenen bebeğin anne karnında ölümüne ve geç tespit edilirse annede aşırı kanamaya bağlı oluşan pıhtılaşma bozuklukları sonucu hayati riske neden olur. Çoğunlukla acil bir durumdur. Fark edildiği zaman bir kısım bebek kaybedilmiş olabilir. Saptanır saptanmaz acil sezaryene almak gereklidir.

Kordon Sarkması veya Kordon Dolanması

Nadiren annenin su kesesi açıldığında bebeğin başı doğum kanalına oturmadan göbek kordonu sarkabilir. Bu çok acil ve tehlikeli bir durumdur. En kısa zamanda sezaryene almak gerekir.

Göbek kordonu bazen bebeğin boynuna, koluna veya bacağına dolanabilir. Bu gebelik öncesi ultrason ile bazen saptanabilir ancak çoğunlukla olduğu gibi ultrason ile görülmeyebilir. Bu durumda rahim kasılmaları oldukça bebeğin aşağı doğru itilmesi göbek kordonunu sıkıştırır ve kalp hızında azalma olur. Bu şekilde kalp hızındaki yavaşlamalar kordon dolanması açısından uyarıcıdır ve sezaryene alınması uygundur.

Anneye Ait Nedenler ve İsteğe Bağlı (elektif) Sezaryen

Annenin ıkınmasının sakıncalı olduğu hastalıklar (örneğin kalp hastalıkları, anevrizma), pelvik bölgede doğumu engelleyebilecek myom ya da yumurtalık kisti gibi kitleler, annenin geçirilmiş rahim operasyonları ya da daha önceki doğumunu sezaryenle yapması, annede genital herpes (uçuk) olması durumunda sezaryen gerekebilir.

Annenin normal doğumdan korkması, sancı çekmek istememesi, az da olsa bebeği riske atmak istememesi, vajinusmusu olması gibi nedenlerle isteğe bağlı sezaryen yapılabilir.

Daha önce sezaryenle doğum yapmışsam yine sezaryen mi olmalıyım?

Önceleri “Bir kere sezaryen hep sezaryen” şeklinde olan klasik yaklaşım son 20 yılda değişmiştir. Çok seçilmiş bazı olgularda sezaryen sonra vajinal doğum mümkündür. Ancak, sezaryen kesi yerinden rahmin yırtılma olasılığı her zaman için olduğundan normal doğuma bırakılan eski sezaryen hastalarının çok yoğun takibi, en ufak şüpheli durumda acil sezaryene alınması gereklidir. Acil sezaryen koşullarının bulunmadığı durumlarda sezaryen olmuş hastada normal doğum denenmesi çok risklidir.

Doğum İçin Öneriler

En ideal doğum ortamı hastanelerdir. Hangi yöntemle ve hangi kurumda doğum yapacağınızı, doğum sırasında ağrının amacıyla uygulanabilecek metotları doktorunuzla tartışınız. Acil hallerde ve doğuma giderken kolayca bulabilmeniz için doktorunuzun, aramanız gereken yakınlarınızın ve size en yakın taksi durağının telefonlarını, görebileceğiniz bir yere asınız. Doğum için önceden doktorunuzla görüşerek gerekli ihtiyaçlarını hazırladığınız bavulunuzu aranmadan kolay bulunabilir bir yerde hazır bulundurun.

Yorum Yazın 30.08.2009

Dışardan gebelik

Yumurtalık yolu içinde oluşan gebeliğe dış gebelik denir. Laporoskopi denilen yöntemle delikler açılarak yapılabildiği gibi normal sezeryan şeklinde de yapılabilir.

Gebeliğin gelişimi sırasında tüpün yırtılması ile oluşan kanamayı önlemek için bu dış gebelik sonlandırılmalıdır.  Ameliyatla tüpün ve gebelik mahsülün alınması (Salpingectomie) gerekebileceği gibi sadece gebelik ürününü almak ta (Linear salpingostomie) mümkün olabilir.

Ameliyat acil olarak genel anestezi altında yapılır ve 30-60 dakika kadar sürer. Ameliyat genellikle karına 3 adet delik açılarak laporscopie ile yapılabildiği gibi açık operasyon şeklinde de yapılır. Hastane de ortalama 2 gün kadar kalınır.

Yorum Yazın 30.08.2009

Adet Öncesi Sendroma “spor”la Önlem

Sinir, stres ve şişkinliklere yol açan sendrom dönemi, ” mutluluk hormonu” oluşumuna yol açan sporla daha rahat atlatılabilir.

Kadınlar ve genç kızların çoğu, adet öncesi rahatsızlıklardan yakınır. Günlük aktiviteleri önleyecek boyuta ulaşan bu sıkıntılı dönemi spor yaparak daha “çekilebilir” bir hale getirebilirsiniz.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Cerrahi Tıp Bilimleri Kadın Hastalıkları ve Doğum Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yılmaz Atay, rahatsızlıkların ortadan kalkması için kadınların değişik yöntemler kullandığını, ancak uygulanan tedavilerin olumlu sonuçlar vermediğini vurgulayarak, “Sinir, stres ve vücutta şişkinliklere ve başka sağlık sorunlarına yol açan sendrom dönemi, mutluluk hormonu oluşumuna yol açan sporla daha rahat atlatabilirler” dedi.

Egzersizin sadece genel sağlığı düzeltmediğini ve endorfin (mutluluk hormonu) salgıladığına da dikkat çeken Atay, günlük yapılan sporların, kadınların kendilerine daha fazla güvenmesini ve ağrılarının azalmasını sağlayacağını ifade etti.

Kadınların, ağrılarını azaltmak için sağlıklarını da tehlikeye atacak yöntemlere başvurduğunu, özellikle ağrılar için her türlü ilacın tedavisini denediklerini ve adet döneminde spordan uzak durduklarına dikkati çeken Atay, şöyle devam etti:

“Adet döneminde yapılan hafif tempolu koşu veya yürüyüşün ağrıları tetiklediği yönündeki yaygın düşünce doğru değildir. Sporun dışında tedavi olarak, psikoterapi, doğum kontrol hapı ve B6 vitamini kullanılabilir. Ağrılarını azaltmak için bu ilaçların dışında kullandıklarının faydasını göremezler.”

Alkol ve kafein içeren içeceklerin kullanımının rahatsızlığı artırdığını belirten Yılmaz Atay, “Çay, kola, çikolata ve kahve tüketimi, sancılara ve baş ağrılarına neden olur” dedi.

Doç. Dr. Atay, insanların ortalama 7 saat uykuya ihtiyaç duyduğunu belirterek, “Kadınlar, adet döneminde ve öncesi bir kaç günde daha fazla uykuya ihtiyaç duyar. Çünkü vücut daha fazla dinlenmek ister” dedi.

Kadınların kendilerini iyi hissedene kadar uyuması gerektiğini ifade eden Atay, uykunun ağrıları hafifleteceğini de sözlerine ekledi.

Yorum Yazın 30.08.2009

Smear Testi Nedir

Smear (Servikal yayma) rahim ağzı (serviks) kanserinin ve kanser öncüsü durumlarının saptanmasını amaçlayan bir tarama testidir. Bu yöntem ile kanser öncesi hücresel değişikliklerin erken teşhisi ve tedavisi sonucu özellikle bunun yaygın olarak uygulandığı gelişmiş ülkelerde rahim ağzı kanseri görülme sıklığı %70 kadar azalmıştır.

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise daha sıktır. Smear testinde anormal hücre bulunmayan bir kadında bir sonraki yıl içinde rahim ağzı kanseri veya kanser öncesi durumlarının görülme sıklığı %1’den azdır.

Rahim ağzı kanseri geliştiğinde şifa ile sonuçlanma olasılığı düşüktür. Buna karşın, kanser öncüsü lezyon aşamasında veya çok erken evre kanser aşamasında yakalandığında şifa ile sonuçlanma olasılığı oldukça yüksek bir hastalıktır. Bu nedenle erken tanı ve etkili bir tedavi çok önemlidir. Smear testi kanser öncüsü lezyonları yakalayabilen bir inceleme olarak bu konuda insanoğluna büyük yararlar sağlamaya devam etmektedir.

Rahim ağzı kanseri uzun bir “kuluçka dönemi” olan bir hastalıktır. Hücrelerde atipikleşme yani kanser öncüsü lezyonların ortaya çıkmasından kanser oluşumuna kadar geçen süre 5-10 yıl arasında ve bazı durumlarda daha uzundur.

Smear testi ayrıca, vajina ve rahim ağzındaki bazı enfeksiyonların tanı ve tedavisini de mümkün kılar.

Smear Nasıl Alınır?

Muayene sırasında tahta spatül, pamuklu çubuk veya özel küçük fırçalarla rahim ağzı ve çevresine sürülerek hücreler alınır ve mikroskop lamı üzerine yayılır. Bu sırada hasta herhangi bir ağrı veya rahatsızlık hissetmez. Alınan materyal patoloji laboratuarına gönderilerek mikroskobik inceleme yapılır.

Smear Ne Zaman, Ne Sıklıkla Alınmalıdır?

Genel olarak kabul edilen yaklaşım, cinsel olarak aktif olan her kadından yılda bir kez servikal smear alınmalıdır. Üst üste 3 yıl yapılan incelemelerde hiç anormal hücre saptanmazsa bu sıklık azaltılabilir. Ancak; sigara içen, ilk ilişkisini 18 yaşın altında yapmış olan, birden çok erkek ile ilişkisi olan, bazı virüslerin (HPV) saptandığı kadınlarda ve kanser riski bulunanlarda her yıl yapılmalıdır.

Düzenli aralıklarla test ve muayenenin yapılması hastalığın mümkün olan en erken dönemde yakalanmasını ve dolayısıyla kesin tedavi şansını sağlar. Ayrıca, düzenli aralıklarla yapılan jinekolojik muayene rahim ağzı kanserinden koruma dışında da diğer jinekolojik hastalıkların erken tanısında yararlar sağlar.

Rahmi alınmış kadınların da smear testini yaptırmaları gereklidir. Vajinayı kaplayan hücreler rahim ağzındakine benzerdir ve bunlarda da hücresel anormallikler gelişebilir. Özellikle, rahim ağzında anormal hücreler bulunması sebebiyle rahmin alındığı kadınlarda düzenli aralıklarla yılda bir smear testi yaptırılmalıdır.

Servikal Yayma Kesin Tanı Koydurur mu?

Smear testi bir tarama testidir. Anormal hücreler kanser öncüsü değişikliklere bağlı olabileceği gibi iltihaplanmalarda ve bazı virüs hastalıklarında da hücrelerde anormallikler, atipik değişiklikler görülebilir. Bu durumlarda enfeksiyon tedavi edildikten sonra tekrar smear almak uygun olur.

Kesin tanı için; şüpheli alanlardan biyopsi almak gereklidir.

Anormal Hücre Bulunduğunda Ne Yapılır?

Anormalliğin derecesi tedavi şeklini belirlemede önemlidir. Hafif derecede; herhangi bir tedavi yapmadan 3-6 ay sonra servikal yayma tekrarlanabilir ya da kolposkopi denen bir aletle rahim ağzı büyütülerek incelenir. Bunun dışında; yakma, dondurma, rahim ağzını koni şeklinde çıkarma gibi tedavi alternatifleri olgusuna göre karar verilerek uygulanabilir. Gerekli ve uygun olduğunda, rahmin alınması da düşünülebilecek bir tedavi yöntemidir.

Servikal Yaymanın Doğruluk Oranı Nedir?

Tüm tıbbi testler ve muayenelerde olduğu gibi seyrek olarak servikal yaymada da yanılma payı vardır. Ancak, düzenli aralıklarla yapılan testler ile bu yanılma payı asgariye indirilir. Testin yanlış negatiflik oranı yaklaşık %25′dir. Yani hastalığın bulunmasına rağmen testin normal çıkması olasılığı %25′dir. Burada smear alınış tekniğindeki hatalar, patologun deneyimi gibi pek çok faktör rol oynar.

Yorum Yazın 30.08.2009

Vaginal Akıntılar

Sağlıklı bir kadında berrak (bazen beyaz, mat), çiğ yumurta beyazı gibi, kokusuz bir akıntı (günde 5 ml, bir tatlı kaşığı kadar) normal olarak kabul edilir.

Adet günlerine göre akışkanlık ve rengi değişebilir. Adet kanamasını takip eden dönemde sarı-kahve renkli (parçalanmış kan hücreleri nedeniyle) olan akıntı, yumurtalık hormonlarının en yüksek olduğu iki adet ortası dönemde daha çok ve akışkandır. Bu sıvı vajina yan duvarlarından sızma ve vajina girişi ve idrar deliği kenarındaki bezlerin salgılarıyla oluşur.

Genel olarak pH asittir. Asit pH’yı vajinada hastalığa neden olmadan yaşayan ve şekeri parçalayarak laktik asit oluşturan, laktobasil denilen bakteriler sağlar. Böylece vajina içerisinde mantar sporları ve diğer bakterilerin çoğalması engellenir. Laktobasillerin şekerden asit yapmaları için yumurtalık hormonları gereklidir.

Estrojen hormonunun azaldığı menapozda vajende şeker ve laktobasiller azalarak enfeksiyona yakalanma oranı artar. Ayrıca başka organların iltihabi hastalıklarının (bademcik, mesane, ortakulak, akciğer vb) tedavisi için kullanılan antibiyotikler laktobasilleri de öldürerek vajinada mantar ve diğer bakteri enfeksiyonlarının oluşmasına yol açabilir.

Vajinal enfeksiyonlar ve bunlara bağlı akıntıların önlenmesi için en ciddi önlem vajendeki laktobasillerin korunmasıdır. Pek çok önlemin temelinde bu yatar. Anormal sayılan akıntılar;

* Kesilmiş süt gibi beyaz,
* Kanlı
* Et suyu gibi
* Sarı – yeşil renkli ve iç çamaşırda iz bırakan,
* Bol, sarı-gri köpüklü,
* Kötü kokulu (özellikle cinsel ilişkiden sonra bozulmuş balık kokusu)

şeklinde sıralanabilir. Akıntıya aşağıdaki yakınmalar da eşlik edebilir.

* Kaşıntı
* Yanma
* Ağrılı ilişki
* İdrar yaparken yanma
* Sık ve az az idrar yapma
* Kızarıklık
* Düzensiz kanama veya ilişkiden sonra kanama,

Tanı için jinekolojik muayeneyi takiben, direk akıntıdan alınan örneğin mikroskopik incelemesi, akıntının boyanarak (Gram vb) mikroskopik incelemesi kültür alınarak mikrobun üretilmesi rahim ağzı sürüntüsü (Paptest, smear ) yapılabilir. Akıntı nedenleri;

* Mantar, Trikomonas, Gardnerella,Klamidya vb değişik mikroplarla enfeksiyon
* Rahim İçi Alet ile doğum kontrolu,
* Kanserler (özellikle kanlı akıntı veya ilişkiden sonra kanama varsa),
* Polip,
* Küçük kız çocuklarında vajina içinde yabancı cisim,
* Rahim ağzının dışa dönük olması(eversiyon ve ektopi)

olabilir. Tedavi nedene yönelik olarak yapılmalıdır. Tanı ve tedavi mutlaka bir doktor tarafından düzenlenmelidir. Ülkemizde sıklıkla “Sadece akıntım var, bir ilaç verebilirmisiniz” diyerek eczaneye gidip ilaç almak, birkaç fitil ve tedaviden sonra doktora gitmek çok yaygın, yanlış bir uygulamadır. Uygun olmayan ilaçlarla daha dirençli enfeksiyonlara neden olmak, bir kanseri ilaçla tedavi etmeye çalışarak erken tanı ve başarıyla tedavi olma şansını kaçırmak mümkündür.

Akıntılarla ilgili en önemli olan konu; normal ve anormal akıntıyı tanımak ve akıntılı hastalıklara neden olabilecek kişisel alışkanlıklar ve hijenik hatalardan kurtulmaktır. Akıntılı ( özellikle enfeksiyonlara) hastalıklara yakalanmamak için;

* İlşikiden ve adet kanaması bittikten sonra, vajina içi yıkanmamalıdır (vajinal duş). Eğer bir temizlik yapılacaksa, vajina dış kısmı ılık, duru, temiz suyla yıkanabilir. Yıkama işleminden sonra vajen girişi kurulanmalıdır.
* Tuvalette temizlik önden arkaya doğru yapılmalıdır.
* Banyo, havuz, sauna ve egzersizden sonra ıslak, terli çamaşır veya mayolar vücutta uzun süre kalmamalıdır.
* Havuz, hamam, sauna, küvet ve her gibi ortak kullanılan yerlerin temizliğinden emin olunmalıdır.
* Eğer çok eşli bir cinsel yaşam varsa, prezervatif ile korunmalıdır.
* İç çamaşırlar doğal (pamuklu, yün) maddelerden üretilmiş olmalıdır.
* Vajinal tampon ve pedler sık sık değiştirilmelidir ( en çok 6 saat).
* Koku için vajen girişinde deodoran parfüm veya sabunlar (nötral pH ‘lı ve doktor önerisiyle alınanlar dışında) kullanılmamalıdır.
* Dar pantolon, sıkı iç çamaşırları veya etekler (en azından uzun süreli) kullanılmamalıdır.
* Düzenli pap-test yaptırılmalıdır.
* Şeker Hastalığı varsa kontrol altında tutulmalıdır. Tatlandırıcı kullanımına bağlı daha sık mantar enfeksiyonları olduğu ifade edilmektedir. Ancak bu sıklıkla, kullanım nedeni olan şeker hastalığına da bağlı olabilir.

Yaz ve tatil aylarında yukarıdaki önerilere uymak zorlaştığından, yazın vajinal akıntılara daha sık rastlanılabilir. Bu nedenle hijyenik kurallara her zaman büyük bir dikkatle uyulmalıdır.

Bir miktar akıntı mutlaka olacaktır. Unutmayın ki vajende hiç ıslaklık olmaması, kuruluk ayrı bir hastalıktır. Yani vajina kuru olamaz. Ülkemizde en çok cinsel ilişki ve adetten sonra kadınlarımızın bir kısmı, kirlendikleri gerekçesiyle “bulaşık çamaşır yıkarcasına” vajinanın içini yıkayarak, burada bulunan koruyucu asiti üreten Laktobasil’leri yok ederek, tekrarlayan mantar ve diğer mikrobik hastalıklara neden olmaktadır.

Yorum Yazın 30.08.2009

Tiroit Bezi Sorunu Kadınlarda Daha Sık

Tiroit bezine bağlı sağlık sorunları kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülüyor. Bu nedenle kadınların, herhangi bir şikayetleri olmasa bile, belli aralıklarla tiroit hormonu ölçümleri yaptırması gerekiyor.

Vücudun temel işlevlerini yöneten tiroit bezine ait sorunlar erkeklerden çok kadınlarda görülüyor. Tiroit bezi boyunda hemen gırtlağın altına yerleşmiş ve elle hissedilebilen iki ayrı lobdan (bölümden) oluşmuş, kalkana benzeyen (Tiroit, Latincede kalkan anlamına gelir) bir salgı bezidir. Besinlerle aldığımız iyotu kandan çekerek içinde depolar. İyot, T3 ve T4 olmak üzere iki ayrı şekilde bulunan tiroit hormonlarının yapısında yer alan önemli bir maddedir. T4, T3′ten daha fazla salgılanmasına karşın kanda ve dokularda T3 hormonuna dönüşür ve neredeyse tüm tiroit hormonu işlevleri esasen T3 tarafından gerçekleştirilir.

Tiroit hormonları gerek diğer hormonların yapımında gerek hücre büyümesi ve çoğalmasında metabolizmanın normal işlemesi açısından vazgeçilmez hormonlardır. Ateşli hastalıklar, ağır hastalıklar, beslenme bozuklukları, stres gibi durumlarda vücut enerji tasarrufu yapmak zorundadır ve bunu kandaki tiroit hormonu seviyesini azaltarak gerçekleştirir. Tiroit hormonlarının azalması vücut işlevlerinin, yani metabolizmanın, olay devam ettiği sürece yavaşlamasını sağlar.

Tiroit Bezinin Az Çalışması (Hipotiroit)

Tiroit bezinin büyüdüğü durumlara guatr adı verilir. Guatr en sık, gıdalarla alınan iyotun yetersiz olmasına bağlı olarak gelişir. Bu guatr şekli ek iyot alınmasıyla (genellikle iyotlu sofra tuzu şeklinde) kendiliğinden düzelir. Diğer guatr şekilleri ise tiroit bezi içinde kütle oluşumlarına veya başka nedenlere bağlı olarak oluşabilir.

Tiroit bezinin az çalışması durumunda ise bez tahribat gördüğü için işlevlerini daha az yerine getirmektedir. Hipotiroit gelişme riski her yaşta var olmasına karşın risk yaş ilerledikçe artar ve 60 yaşından sonra yüzde 2-4 oranında hipotiroit görülür. Kolay tanı konması, tarama yönteminin ucuz ve oldukça hassas olması ve durumun kolay tedavi edilebilir olması nedeniyle günümüzde hiçbir şikayet olmasa dahi 35 yaşından itibaren beş yılda bir, 60 yaşından sonra iki yılda bir hassas ölçümlerle tarama yapılması önerilir.

Hipotiroitin üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen belirtisi adet düzensizliğidir. Gecikmeli adet görme veya uzun süreli adet görememe direkt hipotiroite bağlı olabilir. Hipotiroitte görülen belirti ve bulgular metabolizmanın azalmasına bağlıdır ve hemen tüm organların işlevleri yavaşlamıştır. Kabızlık (bağırsak hareketlerinin yavaşlaması), soğuğa tahammülsüzlük (metabolizmanın yavaşlamasıyla ısı üretiminin azalması), zihinsel işlevlerin yavaşlaması (unutkanlık, uykuya eğilim, yavaş konuşma), kolay yorulma, nabzın yavaşlaması (kalbin az çalışmasına bağlı) gibi.

Günümüzde tiroit hormonu eksikliğinin tedavisinde T4 hormonunun sentetik olarak üretilmiş ve tablet haline getirilmiş şekli kullanılıyor. Tedavi hormon seviyesinin düşüklüğüne göre belirleniyor.

Tiroit Bezinin Fazla Çalışması (Hipertiroit)

Hipertiroit de sık rastlanan bir durumdur. Üreme çağındaki kadınlarda adet düzensizliği belirtileri genellikle geri plandadır ancak gecikmeli adet görme veya uzun süreli adet görememe hipertiroit durumunda da söz konusu olabilir. Hipertiroitte organların işlevleri hızlanmıştır. Bunun neticesinde ellerde titreme, sıcağa tahammülsüzlük, sinirlilik ve hassasiyet, kilo kaybı, aşırı terleme, nabzın hızlanması ve çarpıntı, ishal görülür. Ayrıca çeşitli göz bulguları (gözlerin ileri doğru çıkması, göz kapağının düşmesi gibi) ve guatr gelişimi (tiroit bezinin büyümesi) söz konusu olabilir.

Hipertiroit tedavisinde fazladan üretilen tiroit hormonlarının dokulara etkisini gideren ilaçlardan faydalanılabilir. Ama ideal tedavi yöntemi hormon üretimini azaltan ilaçlarla yapılır. Menopoz döneminde nispeten sık görülen hipertiroit, bu dönemde zaten artan kemik erimesi riskini daha da artırır. Bu nedenle hipertiroit tedavisinin etkili bir şekilde yapılması son derece önemlidir.

İyotlu Tuz

İyot, boynumuzda bulunan tiroit bezinden hormon salgılanması için çok önemli olan bir mineraldir ve guatrın önlenmesinde en iyi yöntem olarak tuzun iyotlanması benimsenmiştir. Günlük iyot kullanımı ortalama 100-300 mikrogram olmalıdır. Vücudumuzun gelişmesi, beyin ve sinir sistemimizin çalışması, aktivitelerimizin ve vücut ısımızın sürmesini sağlayan tiroit bezi hormonlarının yapımı için iyot gereklidir. Nodüler guatrı, hipertiroiti, hipotiroiti olanlar iyotsuz tuz yemelidirler çünkü iyotlu tuz yediklerinde hastalıkları şiddetlenmektedir. İyot yetersizliği gebelerde düşük, bebeklerde zeka geriliği, cücelik, yetişkinlerde guatr, sinir sistemi dejenerasyonuna neden olabiliyor.

Yorum Yazın 30.08.2009

Adet (Menstruel) Hijyeni

Adet kanaması ortalama 13 yaşından menapoza kadar her kadının yaşadığı doğal bir olaydır. Gebe kalamayan kadın rahminin içindeki doku (endometrium) her ay dökülerek yenilenir.

Bu dökülme sırasında açılan damarlardan kan, ölü hücreler ve endometriumdan salınan bazı maddeler kanla birlikte, pıhtısız koyu renk ve kıvamda bir karışım olarak vajinadan dışarı atılır. Bu görünümden ve özel kokusundan dolayı halk arasında yaygın olarak “pis” veya “kirli” kan olarak adlandırılsa da bu doğru olmayıp, adet kanı mikropsuz ve özel bir kandır.

Genel olarak 3-5 gün sürerse de 1 ila 8 gün sürmesi normal olarak kabul edilir. Ortalama miktarı 30 ml (yarım çay bardağı ) kadar olmakla beraber damlama tarzında kanamadan 80 ml’ye (bir çay bardağından biraz fazla) kadar varan miktarlarda olabilir.

Adet dönemi ile ilgili bilgiler genel olarak bir önceki kuşaktan edinilmektedir. Son derece sıradan bir biyolojik olay olarak görülse de bazı kurallara uyulmadığı takdirde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Hiç doğum yapmamış bir kadın, normal menstruel kanamalarla (adet) ülkemizde ki ortalama menapoza girme yaşı 49 olarak alınırsa ömrünün 1 ila 8 yılını adet kanamalarıyla geçirmektedir. Bu hesaplama ile ortaya çıkan rakamlar adet döneminde ki uyulması gereken hijyenik (sağlık) kurallarının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Adet dönemindeki bakım ve uyulması gereken kurallar aşağıdaki gibi özetlenebilir:

1. Genital (cinsel) organlara yönelik kurallar

* Enfeksiyon
* Fizik kirlilik ve koku
* Cinsel davranışlar

1. Psikolojik kurallar
2. Sosyal kurallar

01. Genital bakımın en önemli kısmı kanama ve bunun sonuçlarına yönelik olmalıdır. Damar dışındaki kan mikropların üremeleri için uygun bir ortam oluşturur. Ayrıca parçalanan kan hücreleri ve özellikle adet kanıyla karışık olarak atılan ölmüş rahim içi hücreleri kötü bir koku oluştururlar. Bu yüzden adet süresince temizlik ve alınan önlemlerle kanın kokusu ve enfeksiyonlara zemin oluşturması önlenmelidir.

Bunun için değişik evde yapılmış veya hazır hijyenik pedler, tamponlar kullanılabilir. Pedlerin içinde kanı emen bir doku bulunur. Bunun etrafında ise bez veya dayanıklı kağıt ve giysiye tutturulmak için özel ekler vardır. Pedler kanın vajina ve çevresindeki cildi tahriş etmesini ve giysileri kirletmesini önlemek için kullanılır. Vajinal tamponlar, silindir teklinde, vajina şekline uygun ucunda çıkartılmasını kolaylaştırmak üzere ipi olan, emici madde içeren nesnelerdir.

Bakire olan bayanlarda da kullanılabileceği belirtilmekte ise de gerek ülkemizin sosyo-kültürel yapısı gereği kızlık zarına (hymen) verilen önem, gerekse kızlık zarının değişik şekillerde olabilmesi açısından dikkatli olunmalıdır. Tamponun yerleştirilmesi sırasında kızlık zarında yırtık olması mümkündür. Tampon veya pedlerin kullanımı sırasında başlıca dikkat edilmesi gereken konu temiz olmaları ve 6-8 saatte bir değiştirilmeleridir.

Aynı ped veya tamponun uzun süreli (özellikle vaginal tampon) kullanılması vajina içinde bazı bakteriler (mikroplar) üreyerek bunların oluşturduğu toksinlerle (zehir) ciddi, hatta bazan ölümcül hastalıklar (toksik tok sendromu) bile görülebilmektedir. En azından bazı kronik iltihabi hastalıklar ve cildin tahriş olmasını önlemek için uygun aralıklarla, üretici firmanın önerilerine göre ped ve tamponlar değiştirilmelidir. Ped veya tamponların kirlenmiş olanları genellikle satılan paket içerisinde bulunan kirli ped poşetlerine konularak çöpe atılmalıdır.

Çünkü kan yoluyla geçen bazı hastalıkların bulaşmasına neden olabilirler. Aynı tamponun uzun süre kullanılması koku ve kirliliği de önlemekte yetersiz kalır. Ancak yukarıda bahsedilen gerekçeler nedeni ile çok az adet kanaması olsa bile kadınlar pedleri kirlenmemiş olsa da uygun aralıklarla değiştirmelidirler.

Adet döneminde cinsel ilişki kanın varlığına bağlı olarak itici olabilir. Tıbbi olarak dışarıdan içeriye doğru bir akım nedeniyle bazı mikroplarin içeri girmesi sonucu iltihabi hastalıklara da neden olabilmesi açısından az da olsa risk oluşturabilir. Ancak eşlerin her ikisi de herhangi bir enfeksiyon hastalığı taşımıyorlarsa bu olasılık çok düşüktür.

Her şeye rağmen bu tür riskler bilinerek adet sırasında cinsel ilişki olması (bazı kadınlarda adet öncesi ve sonrasında cinsel istekte artış olabilmektedir) bir felaket değildir. Hatta adet sırasında cinsel ilişkiden uzak durulması tıbbi olmaktan çok sosyal nedenler, tabular ve psikolojik duruma bağlıdır. Özellikle kadının adet kanaması sırasında ilişki olursa ciddi bir hastalık ortaya çıkması söz konusu değildir.

02. Adet döneminde hormonal dalgalanmaların da etkisi ile adet öncesinde başlayıp devam eden duygusal ve psikolojik değişiklikler ve bazen bozukluklar olabilir. Bazen adetlerin ağrılı, yoğun ve uzun süreli olması ayrıca tıbbi bir problem olabilir ve psikolojik sıkıntıya neden olabilir veya artırabilir. Psikolojik sorunlar yelpazesinin bir ucunda basit günlük aktivitelerdeki aksaklıklar, sinirlilik ve konsantrasyon güçlükleri, diğer ucunda ise ciddi psikiatrik yaklaşım gerektiren depresyon ve psikozlar yer alır.

Durumun ciddiyetine göre ilaç ve psikiatrik desteğe başvurmaktan kaçınılmamalıdır. Hafif (çoğunlukla olduğu gibi) olarak geçiştirilen durumlarda aile ve iş yerindeki destek ve anlayış yeterli olacaktır. Hafif vakalarda bazı ilaç tedavileriyle günlük ve profesyonel aktivitelerdeki performans artırılabilir. Bunun için kadınlar, adet dönemlerinde kendilerini nasıl hissettiklerinin yanı sıra, çevrelerindeki insanların da onları nasıl algıladıklarını öğrenmeye çalışarak, sorunlu olduklarını düşünüyorlarsa hemen bir kadın doğum uzmanına başvurmalıdırlar.

03.Sosyal çevre ile ilişkiler kişinin psikolojik durumu ile çok yakından ilgili olduğundan adet döneminde sorunlar yaşanıyorsa ciddi konsantrasyon (tatil, eğlence, sınav, evlenme, sportif yarışmalar, hac ziyareti vb) gerektiren aktiviteler ertelenebilir. Eğer bu tür sosyal aktiviteler ertelenemiyorsa kadın doğum uzmanına baş vurularak adet kanamasının geciktirilmesi veya öne alınması mümkündür. Yüzme ve su sporları uygun tamponlar kullanılarak yapılabilir. Sudan dolayı kirlenme genellikle söz konusu değildir.

Özetle ömrünüzün yıllarla ifade edilen bir bölümünü yanlış bilgi, tabu ve yasaklarla sağlıksız ve huzursuz geçirmeniz gereksizdir. Uygun bir danışma ile doktorunuz yıllarınızın kaybolmasını önleyebilir.

Yorum Yazın 30.08.2009

Sonraki Yazılar nceki Yazılar



Parse error: syntax error, unexpected T_STRING in /home/diyet/public_html/wp-content/themes/Blix/footer.php on line 29